ADNAN OKTAR’IN ÇAY TV’DEKİ CANLI RÖPORTAJI (25 Şubat 2009)
ADNAN OKTAR: Mesela şimdi biz dünyayı görüyoruz ama üç boyutlu olmakla beraber gene de iki boyutlu olduğu anlaşılıyor bu görüntünün yani o kadar da üç boyutlu değil. Bu bir dünyanın eksikliğidir, ahrette cennet çok keskin şekilde üç boyutludur. Yani çok nettir. Bakar bakmaz anlarsın yani çok sıhhatli bir olay sesler kokular bütün duyular çok net ve keskindir. Burada bir fluluk vardır. Uzaktan bir sesi duyamazsın ama cennette en uzaktaki sesi bile duyarsın, mesela en uzaktaki şeyi görebilirsin cennette yani böyle hani miyop gözlü bunlar dünyanın bir aczidir, yani insanlara verilmiş acizdir bunlar. Mesela en uzaktaki kokuyu alabilirsin, en uzaktaki bir şeye anında ulaşabilirsin, yani uzak ben buraya nasıl gideceğim demezsin. Mesela uzakta bir dostunu görürsün anında onun yanında olursun, isterse yani 1 milyon kilometre ötede olsun yani o anda orda olursun.
Işık hızının daha üstünde bir hız vardır hayal hızı vardır. Hayal hızı yani insanın orda bir anda oluşması, yani mesela ışık hızında belirli bir yol almak gerekiyor ama bunda öyle değil ani yaratmayla anında orda olursun. Allah’ın dilemesiyle, bunlar olacaktır. Olaya bakış açımızda da tabii genel olarak bütün bu mantıkların hepsini bilmemizde fayda var. Ama bunlar için tabii www.harunyahya.com , www.harunyahya.org sitelerinde çok kapsamlı bilgiler var.
ADNAN OKTAR’IN AKS TV ROPORTAJI (14 Nisan 2009)
ADNAN OKTAR:Ahirette, o gün görüş daha keskindir diyor Allah, daha üç boyutlu daha keskin görecekler, mesela biz şimdi en fazla 400-500 metre öteyi görebiliyoruz yani flu oluyor ondan sonra ama ahirette 3 kilometre, 10 kilometre ötedeki birşeyi bile çok net ve keskin burada gibi görür insan. Yani o gün görüş keskindir diyor Allah. Yani olağanüstüdür yapısı.
ADNAN OKTAR’IN MAVİ KARADENİZ TV’DEKİ CANLI RÖPORTAJI (3 Şubat 2009)
ADNAN OKTAR :Mesela parlak şeyler değil mi, böyle pırıl pırıl şeyler insanın çok hoşuna gider. Onun için mesela kadın kıyafetlerinde de böyle küpe oluyor, bir şey oluyor insanın çok dikkatini çekiyor. Yahut mesela bir pırlanta oluyor bir yüzükte o bile hemen dikkat çekiyor. İnsanların ruhunda cennete eğilimden kaynaklanıyor. İçgüdü olarak bize verilmiştir. O taşları bize sevdiren Allah’tır. Yani biz içgüdü olarak cennete göre hazırlıklı olduğumuz için onu gördüğümüzde adeta hipnotize oluruz. Yani cennet aklımıza gelir, bilinç altında farkında olmadan ondan zevk alırız. Mesela yeşillik gördüğümüzde de cennete olan eğilimimizden olur ve hep daha mükemmelini düşünürüz. O parlak taşlara olan merak da yine cennete olan içgüdümüzdendir. Cenneti bilmekten kaynaklanan bir zevktir.
ADNAN OKTAR'IN TEMPO TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (3 Şubat 2009)
ADNAN OKTAR :İnsanlar tabi mesela elma aldıklarında hiçbir zaman için mükemmel elmayı bulamazlar. Hep en iyisinin olacağını bilir insanlar hangi insana sorarsanız sorun yani muzun daha mükemmeli, elmanın, kirazın, her şeyin daha mükemmelini insanlar bilir. Evin, kıyafetin mesela hiç kimse gerçek anlamda kıyafetini beğenmez, hep daha iyi bir kıyafet anlayışı vardır. Bu işte cennete olan kodlanmadandır, yani insanın ruhu cennete göre kodlanmıştır. Eğer cennettekini bulamazsa insan beğenmez, bulamayacağı için de bir türlü beğenemez, gerçek anlamda beğenemez. Dünyada da hiçbir kadın gerçek anlamda güzel değildir, yani insanlar hep onda bir eksikliği hisseder. Yani şiddetli eksikliği hisseder, dünyada aradığı kadını bulan insan yoktur yani fizik anlamda ama ruhen çok mükemmel kadınlar vardır tabi. Ruh kişilik olarak çok güzel insanlar vardır. Ama insanların hoşlandığı şeyler orada çok daha mesela altın burada çok nadir olan bir şeydir dünyada Allah az yaratır. Mesela cennette altının gerçeği vardır ve çok fazla kullanılır altın mesela şu ahşabın üstünde altın çok az kullanılıyor dikkat ederseniz çok gözümüzü alıyor çok hoşumuza gidiyor,
MUHABİR :Evet
ADNAN OKTAR : Değil mi yani bir parça varak kullanılmış çok zevk alıyoruz, mesela bir parça nakış var hoşumuza gidiyor. Cennette nakış çok çok fazladır, bu da beynimizin içinde yaratılıyor şu an, dışarıda varlığı var ama beynimizin içinde yaratılıyor ve çok hoşumuza gidiyor.