HarunYahya.Tv
 
Ana Sayfa Yazar Hakkında Bize Ulaşın Sitenize ekleyin Sürekli Yayın
 
   
   
 
 
ADNAN OKTAR'IN KON TV'DEKİ (KONYA) CANLI RÖPORTAJI (8 Şubat 2009)
 
   
 
Sayın Adnan Oktar bu röportajında; Hz. Mehdi’nin Peygamberimiz (sav)’in kılıcını kuşanacağını, Peygamberimiz (sav)’in hırkasını üzerine giyeceğini ve yine Peygamberimiz (sav)’in bayrağını (sancak-ı şerif) eline alacağını; bunun ilk defa olacağını, hiç kimsenin bugüne kadar Peygamberimiz (sav)’in kılıcını kuşanmadığını, kimsenin Peygamberimiz (sav)’in hırkasını giymediğini; insanların biat anında heyecan ve mutluluktan kendilerini kaybedeceklerini açıkladı. Hz. Mehdi’nin gönül insanı olduğunu; hırs ehli olmadığını, hiç kimseye karışmayan, kimsenin inancına müdahale etmeyen, son derece demokrat, sevecen ve ılımlı bir insan olduğunu ifade etti. Hz. Mehdi’nin siyasete karışmayacağını ama herkesin onu manevi lider olarak çok seveceğini; onun herkese sözünün geçeceğini, her mazlumun ona sığınacağını anlattı. Hz. Mehdi’nin Allah’ın nur tecellisi olduğunu, Allah’ın onda meydana getirdiği hidayet etkisinin çok şiddetli olduğunu, bütün İslam ümmetini mıknatıs gibi çekeceğini ifade etti. Hz. Mehdi’nin son derece sevecen, saygı dolu, uyuyanı uyandırmayan, kan akıtmayan, bütün ümmetin şiddetle seveceği bir insan olduğunu, Allah’ın onu sevimli yarattığını; aynı zamanda da acıyla yoğrulmuş bir çile insanı olduğunu, binbir meşakkatin içerisinden geçerek geleceğini anlattı. Sayın Oktar ayrıca Türk İslam Birliği’ni dünyayı ölümden kurtacak bir su olarak nitelendirdi ve Birliği Hz. Mehdi’nin kuracağını söyledi.
 
 
 
 
ADNAN OKTAR’IN KON TV’DEKİ CANLI RÖPORTAJI
(8 Şubat 2009)
 
 
 
MUHABİR: Hayırlı akşamlar sevgili izleyiciler, KON TV ekranlarından hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyoruz. Efendim bu akşam, geçtiğimiz haftalarda olduğu gibi bu hafta da “Adnan Oktar’la Baş Başa” programında siz değerli izleyicilerimizle Adnan Oktar Hocamızı buluşturacağız. Ve sizlerden gelen soruların yanı sıra, bizlerin yöneltmiş olduğu soruları cevaplandırmasını istirham edeceğiz kendisinden. Hocam öncelikle bu hafta da hoş geldiniz programımıza.
 
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, teşekkür ederim, sizler de hoş geldiniz
 
MUHABİR: Geçtiğimiz haftalarda; hoş bulduk teşekkür ediyoruz. KONTV izleyicileri sizi daha yakından tanıma fırsatı buldular. Bu hafta da yine çalışmalarınız üzerine sohbetimizi İnşaAllah ilerleteceğiz.
 
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
 
MUHABİR: Geçen haftalarda “Adnan Oktar kimdir?” sorusu soruldu, o yüzden o soruyu sormuyorum ben. Bilim Araştırma Vakfı’ndan biraz bahsedelim istiyorum. Bilim Araştırma Vakfı, 80’li yıllardan sonra çalışmaya başlayan ve halende çalışmalarını yoğun bir şekilde sürdüren bir vakıf. Vakfın çalışmalarının böyle bir alana doğru yoğunlaştığını görüyoruz. Vakfın kuruluş aşamasından itibaren kısaca bu alana doğru çalışmaların kayması sürecini anlatabilir misiniz bize lütfen.
 
ADNAN OKTAR: Ben vakfın fahri başkanıyım. Benim gördüğüm kadarıyla, yaptıkları faaliyet kadarıyla şöyle diyebilirim. Atatürkçü, milliyetçi, mukaddesatçı, maneviyatçı, Türk İslam Birliği’ni savunan, Büyük Türkiye düşüncesini hâkim kılmaya gayret eden, vatana, millete, bayrağa sadakati ön plana alan, hayırlı işlerde yarışan insanlardan oluşan bir vakıf. Gayet de güzel gidiyorlar, MaşaAllah. Bilimin gerçeğini gözler önüne seren, aldatmacaya set koyan, gerçek bilimi insanlara tanıtan, akılcı, mantıklı, doğru çalışma içindeler. Zaten milletimiz de buna şahit oluyor.
 
MUHABİR: Evet, şimdi çalışmaların içerisinde, kıyamet alametleri ve ahirete yönelik çalışmalar; öncesinde ilk çalışmaların başlangıcı evrimle ilgili.
 
ADNAN OKTAR: Evet
 
MUHABİR: Ve tabi o süreçte, tüm dünyada yankı getiren bir süreç oldu; sonraki süreçte şimdi kıyamet alametleri ve ahirete yönelik çalışmalar var. Bu çalışmalar kıyametin yaklaştığı anlamına mı geliyor, bu yüzden mi bu alanda yoğunlaşıyor yoksa vakıf olarak o alanı seçmelerinden mi kaynaklanıyor?
 
ADNAN OKTAR: Vakıf pek bu konulara girmiyor, işin doğrusu benim alanıma giriyor.
 
MUHABİR: Evet, sizin alanınız daha çok evet; dolayısıyla siz niye bu alanı seçiyorsunuz, öyle diyelim?
 
ADNAN OKTAR: Kıyametin yakın olduğu bir gerçek, ama İslam ahlakı dünyaya hâkim olmak üzere. Mehdi’nin çıkışı kesin açık bir gerçek. Hazreti İsa’nın nüzulü açık bir gerçek; Hanefi, Hambeli, Maliki, Şafi mezheplerinden haktır bu, gerçektir, kimse reddetmemiştir. Hiçbir İslam Alimi, hiçbir Sünni Alim bunu reddetmemiştir. Bu bir gerçektir. Alametleri çıkmıştır, bütün alametler, sayılan alametler çıkmıştır. Said Nursi’nin anlatımına göre zaman tam anlamıyla gelmiştir. Böyle bir durumda biz böyle bir şeyi gizleyemeyiz, tabi ki açıklığa çıkaracağız tabi ki müjdeleyeceğiz. Peygamberimiz de müjdeleyin diyor zaten; Mehdi’yle müjdelenin diyor, bizde müjdeleniyoruz. Gerçekleri söylüyoruz, biz müjdelesek de müjdelemesek de zaten Mehdi çıktı ve Hazreti İsa da nüzul edecek. Yani, bizim durmamız, çalışmamamız, gayret etmemiz bir şeyi değiştirmez. Bu, kader bu, zaten olmuş bitmiş bir şey sadece biz bunları göreceğiz İnşaAllah.
 
MUHABİR: Peki, Hz. İsa ile Hz. Mehdi’yi birleştiren yorumlar var zaman içerisinde; ikisi bir midir yoksa ayrı ayrı mı şahıslar?
 
ADNAN OKTAR: Tabi ki ayrı ayrıdır. Hz. İsa ayrıdır, Hz. Mehdi ayrıdır. Mehdi’yle birlikte namaz kılacaklar, Mehdi imamete geçecek; Hz. İsa, o mübarek nurlu elleriyle sırtından iterek Mehdi’yi namaza geçirtecek, imamlığa geçirtecek ve birlikte namaz kılacaklar. Bunun anlamı da senin imamlığını kabul ediyorum anlamındadır, imamlığı almayacak. Hz. İsa’nın nüzulüne dair hadisler, Buhari, Müslim, Tirmizi, İbni Mace, Sünen-i Nesei, Sünen-i Davud’da açık açık zikredilmiştir. Buhari ise kimsenin reddetmediği bir hadis kitabıdır, Müslim yine o şekilde. Sarahaten izah edilmiştir. Bunu hiç kimse de reddetmemiştir, Kuran ayetleri de açıktır. Şeytandan Allah’a sığınırım: “O, kıyamet için bir alamettir” diyor, Hz. İsa’nın inişi için. “Ölümünden önce sana iman etmeyecek Ehli Kitaptan tek bir fert kalmayacak” diyor Allah. Hepsi iman edecekler diyor, işte bu nüzulüyle olabilir. Şu ana kadar öyle bir şey olmadı çünkü. Demek ki nüzulüyle böyle bir hâkimiyet olacak. Çünkü iman etmedik tek bir fert kalmayacak diyor Allah. “Ve sana uyanları, seni sevenleri kıyamete kadar küfrün üstünde tutacağım” diyor; bu da İslam’ın hâkimiyetidir, açık. Allah, “O’nu katletmediler” diyor, “asmadılar” iki kere tekrarlıyor Allah, “benzetildi” diyor. Yani, Onu ihbar eden kişi, Ona benzetilmiştir, onu asmışlardır. Dolayısıyla inişi kesindir, Hz. İsa’nın inişinde Said Nursi konuyu şöyle açıklıyor: “Yakın talebeleri, havassı ve seçkinler O’nu imanın nuruyla tanırlar” diyor. İlk başlangıçta, bedahat derecesinde, açıklık derecesinde geldiği vakit tanınmaz” diyor. Mehdi için de öyle, ilk geldiğinde tanınmaz diyor. Diğer hadislerde de öyle, “Hz. Yusuf gibidir” diyor Peygamberimiz; “Halk içinde gezer Mehdi, çarşılarda gezer, pazarlarda gezer, O halkı tanır ama halk Onu tanımaz” diyor. Şimdi de öyle olmuştur, Mehdi gelmiştir ama kimse farkında değil. 313 tane talebesi olacaktır, öğrencisi olacaktır. Said Nursi diyor, “Her ne kadar az da olsalar diyor, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar” diyor. Bu açık bir gerçektir, ben bunu bağıra bağıra söylüyorum ki, söylediğimi bana sonradan hatırlatsınlar. Hocam, siz demiştiniz desinler diye.
 
MUHABİR: EyvAllah
 
ADNAN OKTAR: Ve şu ana kadar da ben hiçbir sözümü geri almadım; yani hocam söylediniz ama yanlış çıktı demedi kimse. 20 yıl önce yazdığım kitap var benim; Ahir Zaman’la ilgili, aynısıyla hepsi çıkmıştır. Sosyal olaylarla ilgili yine aynı izahlarda bulundum, açıkladım; onlar da aynısıyla çıkmıştır.
 
MUHABİR: Peki şimdi teknoloji çağındayız, dünyanın herhangi bir ülkesinin bir köyünde patlama yaşansa, bu patlama dünyanın bütün her tarafında aynı anda haber olabiliyor.
 
ADNAN OKTAR: Evet
 
MUHABİR: Her tarafında duyulabiliyor. Bu süreçte Mehdi’nin gelişi ile birlikte bu teknolojiyi mi kullanmış olacak Mehdi duyurma açısından, tamamen açığa çıktığı zaman, yoksa daha farklı bir yöntem mi kullanacak?
 
ADNAN OKTAR: Bakın Peygamberimiz diyor ki hadiste, iki tane hadis var bununla ilgili, yani benim gördüğüm; daha var da benim tespit edebildiğim. “Mehdi diyor insanlar evinde oturduğu yerde, koltuklarında otururken, sedirlerinde otururken görecekler” diyor. Herkes evinde görecek, bu ne demek? Televizyonda çıkacak, göreceksiniz anlamına geliyor. Hatta diyor Peygamber Efendimiz (sav) ilave ediyor, “Sokakta gezerken de göreceksiniz” diyor, yürürken de göreceksiniz” diyor. Millet cep telefonundan değil mi şu an istediği gibi bağlantıya geçebiliyorlar. Ona işaret ediyor, bu bir mucizedir.
 
MUHABİR: Evet, yani bu şekilde dolayısıyla teknolojinin bütün imkânlarını kullanması muhtemeldir yani.
 
ADNAN OKTAR: Ayrıca internet, Mehdi ve Hz. İsa için özel yaratılmış sistemlerdir. Yani, ahir zaman için özel yaratılmış sistemlerdir. İnşaAllah
 
MUHABİR: Peki, şimdi Kuran-ı Kerim’de bir ifade var: ‘Bedaheten’ diye, ‘aniden’ anlamına gelen bu ifade. Kıyamet alametleri diye bahsediyoruz, alametler olduğu zaman kıyametin aniden kopması nasıl olacak?
 
ADNAN OKTAR: Şimdi şöyle, İsa’dan sonra yani Mehdi’den sonra İsa’dan sonra bir süre sonra, “Hicri 1506’dan sonra” diyor Said Nursi, “bir taife-i mücahide’nin son zamanlarına bakar” diyor. Mehdi talebelerinin artık son yaşlılık dönemleri, yani en son dönemleri diyor. Bir süre sonra gizli malubane mücadele başlayacak diyor. Yani, üç inkılâbı azim olacak diyor. Komünist ihtilal tarzında ihtilaller olacak diyor peş peşe. Bu, sürekli bozulmalar demektir. Kan akacak, rezalet çıkacak, kargaşa, kaos; kaos da demeyeyim İslam’da kaos yoktur, kargaşa çıkacaktır. En son aşamada insanlar genetikle oynayarak, artık hücre ile oynayarak ‘biz de insan yaratırız, biz Allah’ız demeye başlayacaklar’. Yani, akli dengelerde biraz bozulmalar olacak, biraz değil bir hayli bozulma olacak. Kabe yıkılacak, Kabe’yi dümdüz yapacaklar; böyle kutsal mekan bırakmayacaklar. Camileri yıkacaklar, Kuran kalkacak. Kuran nerede bulurlarsa yakıp tahrip edecekler. Müslümanlar kendilerini çok şiddetli titizlikle gizleyecekler. Müslümanları tuttuğu yerde öldürecek bunlar; o dereceye gelecek, Müslüman kalmayacak, iyice azalacak. Diyecekler ki, Said Nursi kıyamet kopacak diyordu, ortalık bayağı şen diyecekler, biz mutluyuz, rahatız. Sokaklarda cinsel ilişkiye girecekler diyor Peygamberimiz hadislerde. Bakıyorlar her türlü kepazelik yapıyorlar hiçbir şey olmuyor. Yine kepazelik yapacaklar hiçbir şey olmuyor. Ama işte, herhalde Allah-u Alem İstanbul için kastediyor, ikindi ile akşam vaktine doğru esaslı bir sarsılma olacak dünyada. Bu bir kuyruklu yıldızın veyahut daha büyük bir yıldızın dünyaya ters istikamette çarpması şeklinde. Said Nursi bunu şöyle açıklıyor: “Dünyanın aklı hükmünde olan Kuran’ın ref edilmesiyle diyor -yani göğe çekilmesiyle, çünkü Kuran bırakmayacaklar- dünya artık divane olur” diyor -yani aklını kaybeder dünya diyor- ve diyor, “izni ilahiyle başını başka bir seyyareye vurur” diyor. “Ve dünyayı normal dönüş istikametinin tersine çevirir diyor vurmanın etkisiyle”. İşte orada magma yeraltından nerede zayıf nokta bulursa oradan çıkmaya başlıyor. Denizden, özellikle denizlerden, göllerden, ırmaklardan her yerden çıkacak. Ve kaynar sular ve magma şeklinde çıkacak. Bu günlerce devam edecek, en yüksek şiddette depremlere sebep olacak. Ve bir süre sonra da gökten alenen melekler inmeye başlayacak. Bu, küfür için dehşet üstüne dehşettir. Ayette diyor Cenab-ı Allah: “Saçlarının ağardığını görürsün diyor onların” yani saçlar ağaracak, durduk yere saç ağaracak; yani, korkunun şiddetinden. Allah diyor ki: “Onlar sarhoş değildir ama sen onları sarhoş zannedersin” diyor. Yani, piloklonik hareketler başlayacak, kontrolsüz. Mesela, soru sorsan konuşamaz, cevap veremez; adın ne desen cevap veremez korkunun şiddetinden. “Hamile kadınlar çocuklarını düşürecek” diyor; yani yine korkunun şiddetinden. Ayrıca, vücut kontrolünün tamamen kaybolacağına işaret ediyor bu; çünkü bir kadının çocuğunu düşürmesi demek, vücudunun diğer sistemlerinin de tutamayacak hale geldiğini göstertiyor. Yani, hiçbir kontrol olmayacak demektir. Ne sempatik sistem ne parasempatik sistem falan hepsi birbirine karışacak demektir. Böyle bir ortamda günlerce devam eden bir kıyamet öncesi var ve dehşetle acı çekerek, müthiş bir korku çekerek kıyameti adım adım yaşayacaklar. Ama Allah diyor, Cenab-ı Allah: bütün insanlar için “Seyredeceksiniz” diyor; “İnsanlarda onları mezarlarından seyredecekler” diyor Allah ayette. Bu dünyanın anlı şanlı sonudur. Yani, küfrün, Allah’a meydan okumanın ne demek olduğunu, Allah onlara ilk bir göstermiş olacak.
 
MUHABİR: Kıyametin bu acısını Müminlerde yaşayacaklar mı?
 
ADNAN OKTAR: Hayır, Müminler böyle kışın sıcak bir evden bir insan kar-tipiyi dışardan nasıl seyreder? Aynı o şekilde, huzur içinde Allah’ı tesbih ederek seyredecekler. Müslümanlara hiçbir yerde acı yoktur. Ne ölürken, ne mezarda, ne dirildiğinde, ne cennette; Müslüman’a her zaman bir salah, ferahlık ve güzellik vardır.
 
MUHABİR: Geçtiğimiz programlarda yine Mehdi’nin bir şahsı manevi olmadığından bahsedildi tarafınızdan. Dolayısıyla süreç içerisinde zaman zaman ben Mehdi’yim diyen kimseler oldu. Türkiye’de de oldu bu; bu süreçte tabi bunların bir yalancı Mehdilik iddiasından başka bir şey olmadığı ortaya çıktı ve hatta o süreçte Mehdi’liğin ardından Peygamberlik iddiasında bulunanlar da oldu. Peygamber zamanında da bu tür durumlar vardı değil mi? Süreç içerisinde bunların çıkması da bir kıyamet alameti bu da doğal bir süreç mi?
 
ADNAN OKTAR: Mehdi’nin çıkışı yaklaştıkça Mehdi’yim diyenlerin sayısı da artacaktır. Bu rivayetlerde vardır. Hz. İsa’lık iddiasıyla çıkanlarında artacağı belirtilmiştir, hatta bu İncil’de de belirtilmiştir. “Ben gelmeden önce, yalancı Mesihler çıkacak” diyor Hz. İsa, şu an onlar da çıkıyor. Görüyorsunuz, saçını sakalını boyuyor ortaya çıkıyorlar. Yani, sürekli her yerde bir Mehdi görüyoruz. Açık açık söylüyor taraftarları falanca Mehdi’dir diyor; adam da saklamıyor, ben Mehdi’yim diyor. İsterseniz bakın diyor, işte alametlerimden görünüyor diyor. Yani deli desen deli değil, akıllı desen akıllı değil, Müslüman desen Müslüman’a benzemiyor, cahil desen cahile benzemiyor işte bir mucize, yani harika. Ne cüret, ne cesaret, ne pervasızlık; Mehdi, asla “Ben Mehdi’yim” demez. Ve biatı da kabul etmiyor Mehdi, zorlanacaktır. Diyorlar “Bütün ümmetin kanı üzerine olsun, bütün akan şu mazlumların kanı üzerine olsun” eğer kabul etmezsen, beddua ediyorlar, tehdit ediyorlar, ondan sonra kabul edecektir. Yani, öbür türlü kabul etmez Mehdi, hele Mehdi’liği hiç kabul etmez. Diyorlar, “Bütün alametler sende var, işte, bütün vücudun uyuyor, soyun uyuyor, olaylar uyuyor, yer uyuyor, faaliyetlerin uyuyor, Said Nursi’nin izahlarına uyuyor değil mi, hadislere uyuyor, her şeye uyuyor. Artık o devrin insanları ne delil varsa hepsini söyleyecekler. Ama o diyecek, aman aman aman! Ben Allah’a sığınırım, benim böyle bir iddiam yok; ben Allah’ın bir kuluyum, zavallı bir kuluyum Allah’ın. Ben Allah’a teslim olmuş bir insanım, cennete de gidebilirim, cehenneme de gidebilirim. Ama illa ki beni siz uygun görüyorsanız ve bu kadar sorumluluk altına alıyorsunuz beni, bütün Müslümanlar’ın kanı üzerine olsun diyorsunuz o zaman kabul edeyim diyecek ve o şekilde başa geçecek Mehdi. Peygamberimiz’in kılıncı kuşandırılacak ilk defa; hiç kimse şu ana kadar Peygamberin kılıncını kuşanmamıştır. Direk üzerine takacak kılıncı. Hiç kimse Peygamberimiz’in hırkasını giymemiş, Hırkasını giyecek üstüne. Peygamberimiz’in Bayrağını eline alacak, Sancağı Şerifi. İnsanlar kendini kaybedecekler, biat anında. O’na karşı muhabbetlerini, sevgilerini ifade eden, yani onun liderliğini kabul etme anlamında bir sözdür bu; bu oluşacaktır. Mehdi, gönül insanıdır, insanları sever, şefkatlidir, hırs ehli değildir. Kimseye karışmaz, son derece demokrat, sevecen ve ılımlı bir insan olacaktır. Hiç kimsenin inancına müdahale etmez, sevgiyle yaklaşacaktır, yani bir dayatmacı bir yönü yoktur. Kan dökmez, uyuyan kişiyi uyandırmaz, siyasete karışmaz; ama herkes onu bir manevi lider olarak çok sevecektir, herkese sözü geçecektir, her mazlum ona sığınacaktır. Hiçbir yerde ne terör, ne anarşi, ne kargaşa, ne hayat pahalılığı hiçbir şey kalmayacaktır.
MUHABİR: Peki bu biatın zorla gerçekleşecek olan biatın yeri ve zamanı ile ilgili hadislerde bilgi var mı acaba?
ADNAN OKTAR: Zuhur için Said Nursi çok net konuşmuş, açık söylüyor Hicri 1400 yılında zuhur edecek diyor çok net açıklamış. Ama biatın nasıl olacağı, onu tam bilemiyorum. Allah-u Alem Kudüs’te de olabilir, Medine’de de olabilir. Bakın, işte diyor ki, Sözler 550.sayfa: “İşte bu hakikati bilmeyen insafsız insanlar derler ki; ahiretin tafsilatın ders alan müteyakkız kalpli, keskin nazarlı olan sahabelerin fikirleri –yani, çok açık keskin bilgiye sahip olan sahabelerin fikirleri- niçin bin sene hakikatten uzak olarak, fikirleri düşmüş gibi; istikbali dünyeviye de –bakın dikkat edin- 1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib zannetmişler –yakın zannetmişler- diyor. Net tarih, bakın harf harf saymış. Bin dört yüz sene, Hicri 1400’ü söylüyor.
 
MUHABİR: Şuan 1430’dayız değil mi?
 
ADNAN OKTAR: Evet, yani çoktan geldi Mehdi. Bir de Said Nursi ne derse çıkar; çok çok olağan üstü bir insandır. Öyle boş tek bir kelimesi olmamıştır. Yani, şuna buna falan herhangi bir insana benzemez. Ben açıkça da söylüyorum, ben bütün alimleri severim; gelmiş geçmiş bütün alimlerin üstündedir. Ben Abdülkadir Geylaniye hayranım, İmam Rabbani’nin ben tırnağı olmam
 
MUHABİR: Estağfirullah.
 
ADNAN OKTAR: Derin bir hayranlık sevgim var; ama açık açık söylüyorum hepsinden üstündür, yani kayası kabil değildir.
 
MUHABİR: Evet, buradan biraz da Türk İslam Birliği’ne geçelim
 
ADNAN OKTAR: Evet
 
MUHABİR: Şimdi, tabi Başbakanın Davos’da bir çıkışı oldu; ve bu çıkıştan sonra bütün İslam aleminde farklı yerlerde farklı zamanlarda çok farklı görüşler dile getirildi. Hatta Sayın Başbakanın herhangi bir İslam ülkesinde aday olması durumunda o ülkenin lideri seçilebileceği söylendi.
 
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, MaşaAllah
 
MUHABİR: Evet, bu tür görüşleri mutlaka siz de takip ettiniz.
 
ADNAN OKTAR: Evet
 
MUHABİR: Türk İslam Birliği’nden bahseden birisi olarak, öncelikle tabi güncel anlamda bunu sormak istiyorum. Bu, İslam dünyasındaki bu bir anlık hareketlenmeyi nasıl değerlendirirsiniz?
 
ADNAN OKTAR: Bakın dedim ki, altını çize çize söyledim. Ahir Zamandayız dedim, olağanüstü olaylar var dedim; bu ekonomik kriz Nuh Tufanı gibi bir şey dedim, sadece Türk İslam Birliği içerisinde ülkeler kurtulacak dedim; bunun dışında bütün dünyayı yalayıp yutacak bu sistem ve çökertecek dedim ve Türk İslam Birliği %100 olacak dedim ve görecekseniz dedim. Daha lafım bitmeden Türk İslam Birliği’nin adı kondu ve gürül gürül gelişiyor. Darwinizm yıkılacak dedim, gümbür gümbür yıkıldı. Allah’a hamdolsun. Türk İslam Birliği’ni hızı o kadar yüksek ki, Allah-u Alem 2-3 yıla kadar da bitecek gibi görünüyor. Ve başka da hiçbir kurtuluşu yoktur. Ve %100 olacak bir şeydir, yani %99 demiyorum, kesin olacak bir şeydir İnşaAllah.
 
MUHABİR: Şimdi, süreç içerisinde ama baktığımız zaman Türkiye’de bile farklı cemaatler var.
 
ADNAN OKTAR: Evet
 
MUHABİR: Ve bu cemaatlerdeki insanları bile bir araya getirmek bazen çok mümkün olmuyor. Görüşler çakışıyor, fikirler savaşıyor. Aslında Müslüman olan insanların böyle fikirlerinin çatışıyor olması tabi insana bir garip geliyor. Peki böylesine, Türkiye’de sadece Türkiye için baktığımız zaman, cemaatlerin görüşlerinin çarpıştığı, zaman zaman karşı karşıya geldiği bir ortamda; Türkiye, işte diğer İslam ülkeleri hepsinin bir arada böyle bir birlik oluşturması nasıl mümkün olacak?
 
 
ADNAN OKTAR: Mehdi, mıknatıs gibidir, Allah’ın nurudur, Allah’ın nur tecellisidir. Onun hidayeti, Allah’ın onda meydana getirdiği hidayet etkisi çok şiddetlidir. Ve bütün İslam ümmetini bir mıknatıs gibi çekecektir. Yani insanlar gayri irade ona bağlanacaklardır. Türk İslam Birliği için bakın çok önemli bu söz; diyorsunuz ki, hiçbir cemaatin birleşmeye niyeti yok. Doğru, hiçbiri kabul etmez. Tek kabul ettikleri vardır, Mehdi. Bütün İslam ümmeti, Şiilerde, Alevilerde, Sünnilerde hiç kimseyle ittifak etmezler, tek Mehdi de ittifak ederler. Onun için mecburen Mehdi’yi arayacaklar. Ve aradıklarında da mecburen bulacaklar. Çünkü Mehdi çıktı ve Mehdi’nin etrafında da birleşecekler. Mehdi, son derece sevecen, saygı dolu, uyuyanı uyandırmayan, kan akıtmayan, bütün ümmetin şiddetle seveceği bir insandır. Allah onu sevimli yaratmıştır, sevilecek şekilde yaratmıştır. Çile insanıdır, acıyla yoğrulmuştur, acıyla eğitilmiştir. Bin bir meşakkatin içerisinden geçerek gelecek bir insandır. Ümmetin Mehdi’ye bağlanması kaderdedir. Mehdi’ye herkes bağlandı, Hazreti İsa çoktan indi, çoktan da kıyamet koptu.
 
MUHABİR: Şimdi bu bahsetmiş olduğunuz Türk İslam Birliği de Mehdi’nin etrafında mı gerçekleşecek?
 
ADNAN OKTAR: Tabi tabi
 
MUHABİR: Aksi takdirde mümkün değil.
 
ADNAN OKTAR: Yok olmaz, yani Allah-u Alem olmaz. Çünkü rivayetler çok açık, Peygamberimiz, Mehdi diyor -çok açık konuşmuş Peygamberimiz- “Dağınık Türk bayraklarını bir araya getirecek” diyor, bitti.
 
MUHABİR: Türk ifadesi geçiyor yani.
 
ADNAN OKTAR: Tabi tabi net Türk kelimesi geçiyor Türk. Ve dağınık diyor, bakın yani, Türk aleminin dağınık olacağını da biliyor Peygamber Efendimiz. Ayrı ayrı bayraklar halinde olacaklar. Bunları bir araya getirecek diyor; önce kırmızı bayraklar çıkacak diyor, sonra yeşil bayraklar çıkacak diyor, yani önce Türk Birliği oluşacak, bütün İslam ülkelerinin bayrakları yeşildir, sonra yeşil bayraklar çıkacak diyor. Kırmızı bayrakla yeşil bayrakları birleştirecek diyor Peygamberimiz, çok açıktır hadisler. Baktım Lübnan’da toplanan Müslümanlara kıpkırmızı Türk bayrakları yemyeşil kendi bayrakları; Filistin’e baktım, kıpkırmızı Türk bayrakları, al bayrak ve yemyeşil kendi bayrakları. Tam hadisin tahakkuku.
 
MUHABİR: Evet, peki bu süreç içerisinde Türk İslam Birliği’nin gerçekleşeceği bu süreç içerisinde işte Avrupa Birliği, Amerikası dünyanın çok farklı kutupları var bugün. Rusya belki bir kutup olmaktan çıktı ama onların bu sürece müdahalesi nasıl olacak? Onlar bu sürecin gerçekleşmesine ne kadar sıcak bakarlar?
 
ADNAN OKTAR: Onları ölümden kurtaracak bir su bu, onları ölümden kurtaracak bir kan. Türk İslam Birliği olmadığında dünya mahvolur. Bu ekonomik krizde de, anarşiyle de, terörle de mahvolurlar. Bütün dünyanın tek kurtuluşudur ve iyi niyetle, sevgiyle, şefkatle, samimiyetle çıkmış bir birliktir. Ve kaderde Rusya’nın, Amerika’nın, Çin’in hepsinin kabul ettiği bir sistemdir. Allah ‘Cabbar’ ismiyle, zorla kabul ettirecek. Yani, kabul etmiyorum yok, hepsi kabul edecektir.
 
MUHABİR: Evet, izleyicilerimizden gelen sorular da var.
 
ADNAN OKTAR: Tabi tabi
 
MUHABİR: Onları ikinci bölüme saklasak mı bilemiyorum ama, bir kaçını soralım isterseniz.
 
ADNAN OKTAR: Tabi buyurun.
 
MUHABİR: İkinci bölüme de kendi sohbetimizle başlarız. Hocam selamlar diyor, Giresun’dan Gülşen Gürsev.
 
ADNAN OKTAR: Aleyküm Selam
 
MUHABİR: Daha önce ki programlarda Müslüman kadının iffetinden bahsetmiştiniz.
 
ADNAN OKTAR: Evet
 
MUHABİR: Peki, Müslüman kadın yabancı erkeklere ve dışarıdaki insanlara karşı nasıl davranmalıdır, üslubu nasıl olmalıdır, detaylı anlatabilir misiniz?
 
ADNAN OKTAR: Müslüman kadın bir kere derli toplu giyinecek bir; ikincisi, yabancı bir erkekle -eğer helaliyse ayrı yahut ailesi, akrabası o ayrı- göz göze gelmekten kaçınacak. Müslüman kadının gözü yerdedir. İllaki bakması gerekiyorsa da son derece ciddi, olgun, saygılı, efendice ve çok şahsiyetli olacak. Kadın iffetiyle muhteşem bir varlık olur, onunla değer kazanır. Öbür türlü et yığını olur. Yani kasaptaki etle aynı olur hiç farkı olmaz. Allah ondaki elektriği, ondaki gücü, kadın gücünü tamamen alır, adeta erkekleşir o. Seviyeli olması, nezih olması, efendi olması ve terbiyeli-olgun olduğunu açık açık göstermesi, namusuna iffetine düşkün olduğunu alenen hissettirmesi gerekir. Yani, hafif bir görünümden şiddetle kaçınacak mümin kadın; o zaman o, gözlerde büyür ve çok değerli olur. Değerli olduğunu hissettirmesi lazım, nadide bir varlık olduğunu hissettirmesi lazım.
 
MUHABİR: Azerbaycan’dan Salih Celilabat, Saygı değer Adnan Hocam Selamün Aleyküm. Ben size Azerbaycan’dan yazıyorum diyor.
 
ADNAN OKTAR: Aleyküm Selam
 
MUHABİR: Hazreti Mehdi, ne kadar hüküm sürecek? Ölümünden ne kadar sonra kıyamet kopacak?
 
ADNAN OKTAR: Mehdi’nin ölümünden sonra, Mehdi’nin ömrü uzun Allah-u Alem. Peygamber Efendimiz’in hadislerine göre; “Hz. İbrahim gibidir” diyor, “120 yıldır” diyor. Allah-u Alem tabi, tahakkuk edince tam doğru olup olmadığını anlarız. Çünkü hadisler biliyorsunuz tahakkuk edince sahih olduğu anlaşılıyor. Mehdi’nin vefatından sonra Hz. İsa göreve gelecek, Hz. İsa devam ettirecek. Hz. İsa’nın o nur yüzlü güzeller güzelinin de vefatından sonra birkaç alim daha göreve devam edecek ama artık ondan sonra insanlar kıyametin kopacağını bildikleri için ve insanın iradeleri biliyorsunuz zayıf oluyor, bir süre sonra iradelerini kaybedecekler. Yani, küfür artık orada, o incelen küfür gittikçe kalınlaşmaya başlayacak. Yani o küçücük balon, büyüyecek büyüyecek kocaman bir balona dönüşecek ve dünyayı kaplayacak. Bilimin, teknolojinin imkânlarıyla birçok şey yapabildiklerini görecekler. Şu, genetik çalışmalar diye demin söylediğim onlar, bu sefer bakacaklar ki bayağı bir şeyler yapabiliyorlar. Halbuki o yaptıkları şeyleri de Allah onların beyninin içinde yapar, mercimek kadar yerde olur ama kaderlerinde olan şeyi yapacaklar. Fakat kendilerinin yaptığını zannedecekler ve kendilerini bir süre sonra ilahlaştırmaya başlayacaklar. Madde dışarıda vardır ama insanlar mercimek kadar yerde görür onu. Elektrik akımını varlık olarak görürler, ışık olarak görürler, cisim olarak görürler. Ama bunların kaderi o, yani, Allah kıyameti koparmayı dilediği için onlara o şekilde bir hal verecek. Artık Allah, ‘Hadi’ ismiyle tecelli etmeyecek. Allah, delalete düşürücü vasfıyla tecelli edecek. Çünkü 1800’lerde de Allah delalete düşürücü ismiyle tecelli etti ve insanları delalete düşürdü. Ama bu yüzyılda Hadi ismiyle tecelli ediyor. Herkese hidayet verecek, sonra yine delalete düşürecek. Yani, hep böyle olmuştur zaten Allah’ın; bir hidayet, bir delalet, bir hidayet, bir delalet yani her devir öyle olmuştur. O olaydan sonra da çok ihtişamlı, göz kamaştıran bir kıyametle olay bitecektir.
                                                                  
MUHABİR: Bu görüşler, Ehli Sünnetin görüşleri mi yoksa Şia’nın mı diye sormuş.
 
ADNAN OKTAR: Her ikisinin de Ehli Sünnetle Şia’nın ittifak ettikleri konulardır bunlar; benim anlattığım konular.
 
MUHABİR: Benim aklıma da burada şu geliyor; Türk İslam Birliğinden bahsediyoruz, dolayısıyla Türk İslam Birliğine İran da dâhil olacak mı? İran’da görüşler çok daha farklı. Çünkü İran kendi içinde ayrı bir İslam görüşü de benimsiyor. Ehli Sünnet görüşünden çok farklı.
 
ADNAN OKTAR: Bakın, İran, aslan kaynar aslan; her yeri aslandır onların. Ben İran’lı insanlarla görüştüm, Türk İslam Birliği’ni istiyorlar. Yani, ben emin olmadığım bir şeyi söylemem. Ben bunu en üst kaynaklardan duydum, en yüksek makamlardan duydum. Hem de canları gibi istiyorlar, aşkla-şevkle istiyorlar, istemez olur mu? Ahmedinejad Türk’tür onu biliyor musunuz? Bilmezsiniz.
 
MUHABİR: Bilmiyoruz
 
ADNAN OKTAR: Bilmezsiniz, tabi Ahmedinejad Türk asıllıdır. Ve İran’da kilit noktada ki birçok önemli kişi Türk asıllıdır ve İran, Türk kaynar. Yani, Pers kökenli kardeşlerimiz de vardır ama çok büyük bir bölümü hep Türk’tür.
 
MUHABİR: Dolayısıyla bir Şia-Sünni birleşmesi çok mümkün oluyor.
 
ADNAN OKTAR: Yani, öyle bir konu yok; onlar Mehdi’nin konusu açıldı mı zaten gözleri dolar onların. Ahmedinejad’ın bu son geldiğinde, uçaktan inerken küçük bir kız çocuğu Mehdi’yle ilgili şiir okudu, hüngür hüngür ağladı Ahmedinejad, uçaktan inerken. Onlar Mehdi aşkıyla, Mehdi muhabbetiyle deliye dönmüş insanlar. Yani öyle konu, bizim bazı kardeşlerimizin zannettiği gibi dar boyutta değildir. Anayasanın birinci maddesidir Mehdi, İran’da. “Bizim bu anayasamız Mehdi gelinceye kadar geçerlidir, Mehdi geldikten sonra bu anayasa geçerli değildir” diyorlar. Ondan sonra 
 
MUHABİR: Onu, 12.imam olarak görüyorlar Mehdiyi. Gaib imam olarak görüyorlar.
 
ADNAN OKTAR: Evet, o bir hadisi, birkaç hadisi yanlış yorumlamalarından kaynaklanıyor. Halbuki, bak diyor ki Peygamberimiz, çok açık söylüyor: “O, Hz. Yusuf gibidir” diyor; kaybolacak diyor. Kaybolmasını soruyorlar Peygamberimize, “Nasıl kaybolacak?” diyorlar. Gaybetinin nasıl olduğunu söylerken, zindan diyor, Hz. Yusuf gibi zindana, hapse atılacak diyor. Yoksa böyle ruh haline gelecek de insanlar içerisinde görünmez insan olarak gezecek diye bir şey yok. Mehdi çile ve acı çekecek, görünmez adama çile çektirebilir misin sen? Hapse koyabilir misin, görünmez adam elini kolunu sallayarak hapisten çıkar gider. Yani, demir parmaklık dinler mi görünmez insan. Ruh halinde olan bir insan geçer çıkar. Gaybetinin uzun süreceği, hatta Hz. Musa gibi ciddi bir tehdit altında olacağını; “Korku yönüyle Hz. Musa’ya benzer” diyor. Korkudan kasıt; risk, tehdit, takip altında olmasıdır. Hatta rivayette var, “Deccalin diyor silahlı adamları Mehdiyi gözetlerler” diyor, izlerler. Bakın, Deccalin silahlı adamları, Mehdi’yi gözetlerler, tarassut altında tutarlar, takip ederler diyor. Mehdi bunlardan gizlenecektir, ruh halinde olsa niye gizlensin. Düşünün, birisini düşünün, görünmez adam olsa, görünmeyecek bir insan olsa niye gizlensin, niye hapse girmesi sorun olsun. Çile çekecek, “Mehdi’nin, Elinden ve ayağından zincirleneceği”ni söylüyor Peygamberimiz. Ayağında ayrı zincirlenecek, elinden ayrı zincirlenecek. Ruh gibi bir insana sen zincir vurabilir misin? Olmayacak bir şey bu, açık belli. Mehdi’nin zahiren bir anneden babadan doğacağı ve Seyid olacağı, Sünni kaynaklarda açık açık belirtilmiştir. Ama bu gaybeti açıklayamadıkları için herhalde ruh halinde kaybolacaktır demişlerdir. Yani, Şia böyle yorumlamıştır.
 
MUHABİR: Şia böyle
 
ADNAN OKTAR: Halbuki Peygamberimiz çok açık söylüyor; “Hapse girecek diyor, Hz. Musa gibi de gizlenecek” bu iki gaybeti budur. Bir, Gaybet-i Suğra, Gaybet-i Kübra. Yani, hapisle gizlenmesi ve insanlardan normal gizlenmesi vardır, can güvenliği açısından. “Deccal, Mehdiyi alır işkence yapar” diyor ve “ona, hem karnını hem sırtını sürekli döver ve dövdükçe Mehdi genişlemeye başlar” diyor; yani, şanı-ünü dünyaya yayılmaya başlar diyor. Saldırdıkça üstüne, o devrin medyası, televizyonları, neyse imkanları saldıracaklar Mehdi’ye. Saldırdıkça Mehdi’nin ünü – şanı yayılacak. Budur, karnı-sırtı dövülerek genişlemesi budur.
 
MUHABİR: Yüzyıllardır devam eden o zaman Şia’da böyle bir yanlış anlayış var ama.
 
ADNAN OKTAR: Evet, ama hayır vardı onda. Bu Mehdi’nin bir örtüsüydü, Allah şimdi o örtüyü kaldırıyor. Böylece Mehdi gizlenmiş oldu. Şeytandan Allah’a sığınırım, buna işaret eden bir ayet var: “Ey örtüsüne bürünen diyor, kalk ve korkut” diyor; yani, artık tebliğe başla, dini yay. Mehdi’nin işte bir süre gizleneceğine işaret eden ayetlerden bir tanesidir. İşari manada, bir yönüyle bu ayete işaret etmektedir. Mesela, yine bir ayette Hz. İsa, Ahmet isimli bir elçiyi müjdeler. Bu aynı zamanda Mehdi’ye de işaret eden bir ayettir. Yani, Peygamber Efendimize yöneliktir aynı zamanda Hz. Mehdi’ye de işaret eden bir ayettir. Çünkü Mehdi’nin bir ismi de Ahmet’tir. Ahmet Muhammed Mehdi’dir. Peygamberimiz O’na ‘Ahmet ve Muhammed’  isimlerini koymuştur.
 
MUHABİR: Babasının adı da galiba Peygamberimiz’in babasının adıyla aynı olacak galiba değil mi öyle bir şeyde var hadislerde?
 
ADNAN OKTAR: Babasının adı babamın adına uygun düşer diyor, adı da adıma uygun düşer diyor; o şekildedir.  
 
MUHABİR: Böyle bir şey hadis var değil mi?
 
ADNAN OKTAR: Evet, Peygamberimiz’in O’na verdiği isim de zaten ‘Ahmet Muhammed Mehdi’dir. Bu şekilde.
 
MUHABİR: Şimdi sorularımıza devam edelim, aramıza kadar bu izleyicilerimizden gelen soruları cevaplamış olalım. İyi akşamlar hocam diyor.
 
ADNAN OKTAR: Hayırlı akşamlar
 
MUHABİR: Giresun’dan Cihan Görgü, ailecek her akşam eve koşuyoruz sizi izlemek için.
 
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
 
MUHABİR: Özellikle son senelerde PKK’nın hain saldırılarının ardından, siz sürekli ilanlar yayınladınız, alınabilecek önlemleri ve en önemlisi PKK ile fikri bir mücadele verilmesinin şart olduğunu söylediniz. TRT’nin yeni Kürt kanalı TRT ŞEŞ, artık TRT 6’yı kurarken sizin fikrinizden etkilenmiş olabilirler mi?
 
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, İnşaAllah. Ama ŞEŞ devreye girmese de biz onları İnşaAllah bir hale şekle sokacağız. Onun kurtuluşu yok, çünkü dünyada Darwinizm yerle bir oldu; etkisi Fransa’dan onları vuracaktır, İngiltere’den vuracaktır, Amerika’dan vuracaktır. Çünkü onlara Darwinizm’i öğreten yerler buralardı. Yani, oradaki PKK’lılar toplanıp Darwinizm geliştirmediler. İngiltere geliştirdi, Fransa geliştirdi, Amerika geliştirdi, biz yuvalarında vurduk onları. Kendi yuvalarında yerle bir ettik. Şimdi oradan oraya, o gereken bilgi akar.
 
MUHABİR: Evet, bir lise öğrencisi arkadaşımız da diyor ki: Ben okuldan kalan zamanlarımı bilgisayar oyunu oynayarak; tüm zamanını dışarıda gezerek geçiriyor arkadaşlarım. Ben onlara bunun boş zaman geçirmek olduğunu söylüyorum ama beni dinlemiyorlar. İnsan kafa dinlemeli diyorlar, onlara nasıl bir cevap vereyim diyor, Yozgat’tan.
 
ADNAN OKTAR: Yani, o anlatsın, onların öyle boş işle uğraşmasında da hayır var, öbür türlü onlar fitne-fücurla uğraşırlar, başka anormal çirkin şeyler yapabilirler. İslam’a - Kuran’a yönelik çirkin şeyler yapabilirler, Allah onları öyle meşgul edip inananlara bol vakit sağlamış oluyor. Onun sırrı budur inşaAllah; bir yönüyle.
 
MUHABİR: Eskişehir’den Tuğba Hanım da şunu soruyor. Çok akıcı ve anlaşılır bir üslubunuz var, size sormak istediğim soru şu: 5 ve 7 yaşlarında yeğenlerim var, onlara dini anlatmak istiyorum, dinimizi; ama nereden başlamalıyım, neler anlatmalıyım. Bana ne önerirsiniz demiş.
 
ADNAN OKTAR: Çocuklar bir kere saygıdan ve derin sevgiden çok hoşlanırlar, onların ruhunu müthiş açar. Onlara çok hürmetle, onları çocuk yerine koymadan; çocuğa hitapta, genelde deli yerine koyuyorlar dikkat ederseniz. Değil mi, deliyle konuşuyormuş gibi konuşuyorlar. Aklını filan sıfır koyuyorlar, öyle olmaz. Çocuğun çok akıllı olduğunu bilerek, onun çok mantıklı bir insan olduğunu ona hissettirerek, derin saygı duyduğunu ona hissettirerek çok ciddi konuşulması lazım. Ve ciddi olarak, akılcı olarak Allah anlatıldığında, Kuran anlatıldığında onların o minicik nurlu kalpleri Kuran’a çok açıktır, özellikle o yaşlarda. Hiç kirlenmediği için onlar ‘Melek’ gibi olurlar; muazzam alırlar o ışığı, müthiş alırlar ve çok şiddetli alırlar. Ama ecu-guculu falan, böyle dalga geçer gibi çocukla konuşurlarsa alay eder gibi; çocuk öfkelenir ve deli moduna geçer. Bayağı bir bölümü öyledir, ondan sonra kontrol edemiyorlar. İşte tepelerine çıktığını söylüyorlar, kontrol edemediklerini söylüyorlar; çocuğu sen deli yerine koyarsan, o da deli hareketleri yapar tabi.
 
MUHABİR: Evet, Fransız kolejinden mezun bir izleyicimiz. Fransa’daki Atlas’ın etkisi için özellikle sizi tebrik ederim demiş. Fransız basınını yakından takip eden bir izleyicimizmiş.
 
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
 
MUHABİR: Dün bir Fransız gazetesinde sizinle yaptıkları röportaj yayınlandı, onları burada ne güzel ağırlıyorsunuz. Saatlerce anlatıyorsunuz, onlarsa evlerine dönüp sizinle ilgili yalan yanlış haberler yapıyorlar. Bunlara kızmıyor musunuz?
 
ADNAN OKTAR: Niye kızayım, o tarz haberler zaten çok daha fazla dikkat çeker. Yani, gelip onlar beni övse o kadar olmaz. Mesela diyor ki adam: İstanbul’da, Türk diyor benim için, lakabım Türk, MaşaAllah.
 
MUHABİR: Zaten Türk, aynı zamanda Müslüman anlamına da geliyor Avrupa’da.
 
ADNAN OKTAR: Çok güzel bir ifade, şeref duyuyorum onur duyuyorum. “Türk diyor ki: 10 trilyon vereceğim, bir tane ara fosil getirene diyor” diyor; bitti, bunu duyarsa bir Avrupalı Darwinizm diye kafasında bir şey kalmaz. Yani, Avrupa’da Amerika’da adamlar bir tane ara fosil bulamıyor demektir. Ve onların ne kadar paragöz olduklarını biliyorlar bayağı bir bölümünün, Materyalist olanların. Adam bulsa herhalde hemen çantasına koyar uçarak gelir ve 10 trilyonu da alır gider. Gelemeyince, bu ne demektir biliyor musunuz? Bu teorinin komple yok olması demektir. Tek bir tane ara fosili yoksa bir teorinin, komple bitmiştir. O kısacık haberle Darwinizm’in tamamen çöktüğünün haberleri olmuyor, ki binlerce haber çıktı bu konuda. Paraguay’da, Uruguay’da aklınıza hayalinize gelmeyecek yerlerde Venezuela’da her yerde çıktı haberler. Bütün gazetelerde çıktı, küçük küçük; küçük ama bu haberin etkisi çok büyük oldu. Bazıları da çok büyük haber, böyle manşetten çıktı. Bu, işte onları yerle bir etti. Sırf şu bile yetti onlara.
 
MUHABİR: Evet, ahirette hesap verirken insan duyuları konuşacak ve şahitlik edecekler, bu bir mecazi anlamda mıdır? Çünkü biz orada şu andaki bedenlerimizle olmayacağız diyor, Sivas’tan Murat Bey.
 
ADNAN OKTAR: Oradaki bedenleri konuşacak, oradaki her şey akıllıdır. Sırf kaşı, gözü, kulağı değil insanın; yani, eşyaların tamamı akıllıdır, neye konuşsan cevap verir.
 
MUHABİR: Hocam, selam
 
ADNAN OKTAR: Aleyküm Selam
 
MUHABİR: İnsan gelecekte işleyeceği günahları için de tövbe edebilir mi? Teşekkürler, Rize’den Kazım Bey.
 
ADNAN OKTAR: Yani, mevcut günahları için tövbe etmesi lazım tabi ki.
 
MUHABİR: Değil mi, yani.
 
ADNAN OKTAR: Ben şimdi günah işlemeye hazırlanıyorum gibi bir üslup olur bu; yakışık almaz, Allah’a saygıya uygun değil. Yarabbi diyecek ben günah işlememeye azmettim, kararlıyım diyecek ama mevcut günahlarım için beni affet diyecek. Çünkü, zaten o günahı yine işler o, yani, kaderinde var onun. Ona Allah’ın günah işletmesinin sebebi; tövbe etmesi, pişman olup nadim olması ve kendisini toparlaması, daha iyi olması içindir.
 
MUHABİR: İstanbul’dan Berrin Hanım, Hocam acaba Hz. İsa geçmişine ait detayları hatırlayacak mı diyor. Mesela, annesini hatırlar mı diyor.
 
ADNAN OKTAR: Hayır, o imtihanın sırrına muhalif olur; öyle bir şey olduğunda aklının ihtiyarını kaldıran bir şeydir. O da imtihan oluyor.
 
MUHABİR: Hazreti İsa da mı imtihan oluyor?
 
ADNAN OKTAR: Tabi, tabi, o da; O güzeller güzeli de imtihan olacak.
 
MUHABİR: Peki hocam Hz. İsa, Hz. Muhammed (sav)’e ümmet olarak mı gelmiş olacak yoksa?
 
ADNAN OKTAR: O Allah’a dua etti, yalvardı: Yarabbi beni ona ümmet et dedi; Allah da duasını kabul etti, ümmet olarak geliyor tabi.
 
MUHABİR: Ümmet olarak gelecek. Değerli hocam şu sıralar İtalya’da 16 yıldır bitkisel hayatta olan bir genç kadının ailesi tarafından ötenazi ile yaşam fişinin çekilmesi gündemde. Ötenazi hakkında görüşlerinizi merak ediyor, Ankara’dan Orhan Bey.
 
ADNAN OKTAR: Aman aman aman, cellat gibi bir şey yani. Çok ürkütücü, Allah vermesin. Olur mu, vücudunun herhangi bir yeri canlıysa o insan canlıdır. Sakın ha sakın, hatta benim bir kız arkadaşımın babası Amerika’daydı. Dediler ki adam bitkisel hayata girdi, işte beyin ölümü gerçekleşti gibi bir şeyler dediler. Bütün aileden imza topladılar, hepsi de verdi imzayı adam ölecek diye, çekin fişi dediler, ölecek diye. Kız arkadaşım geldi hocam dedi, ben ne diyeyim dedi. Aman dedim, Allah esirgesin, sakın ha dedim. Adam 15 gün sonra kalktı ayağa. Kardeşim bak, adamı öldürecektiniz, cinayet işleyecektiniz, Allah esirgesin.
 
MUHABİR: 20 yıl sonra kalkanlar oluyor.
 
ADNAN OKTAR: 15 gün sonra kalktı adam, İstanbul’a geldi, Amerika’dan buraya geldi, yürüyerek.
 
MUHABİR: Hocam bir sorum olacak ruhlar ne zaman yaratıldı, bedenden önce mi sonra mı? Muğla’dan Burak Semis.
 
ADNAN OKTAR: Ruhlar tabi daha önce, çok daha önce; biz Kalu Bela’da Allah’a söz verdik. Topladı Allah hepimizi, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim” dedi; “Evet Rabbimizsin Yarabbi” dedik. Hepimiz söz verdik.
 
MUHABİR: Ahiret hayatında zamana tabi olacak mıyız yoksa ahiret zamansızlık boyutunda mı?
 
ADNAN OKTAR: Zaman var tabi, sürekli akış halinde bir zaman akışı vardır. Anlardan oluşan bir zaman hissi vardır. Sürekli kıyaslayarak tabi zamanı yaşayacağız.
 
MUHABİR: Ahiret hayatını bize biraz anlatabilir misiniz demiş sorunun devamında ama.
 
ADNAN OKTAR: Ahiret cennet ehli için çok şahane, bayağı güzel sevgi yurdu. Doya doya sevgiyi yaşayacağımız, muhabbeti yaşayacağımız bir yer. Mesela burada yemek yiyoruz, hemen doyuyoruz iki tabakla falan orada öyle yok, istediğin kadar yersin, etleri sıyıra sıyıra yersin böyle güzel. Yine yersin, yine yersin, meyveleri istediği kadar yersin. Burada 2-3 meyve yersen doyuyorsun. Orada öyle yok, kilo da almazsın. Kolestrol konusu da yok. Hiçbir şey yok, uykun gelmez, yorulmazsın.
 
MUHABİR: Uyku yok mu?
 
ADNAN OKTAR: Yok, uyku yok.
 
MUHABİR: Ama uykuyu çok sevenler var hocam şimdi.
 
ADNAN OKTAR: Olur mu, uyku bir acz’dir; tamam ama acz’dir. Mesela, dinlemek de güzeldir ama yorulduğun için dinleniyorsun. Cennette keyif için oturursun. Yani keyif için yersin, zevkine yersin. Bir acıdan kurtulmak içindir dünyada; hatta insanlar bir acıdan kurtulmak için su içerler. Orada keyfe içersin, zevk için içersin. Yani, bir acıdan kurtulmak için değildir. Mesela, burada bir soğutucu kullanıyoruz, soğutucu aletler kullanıyoruz. Niye, sıcaktan rahatsız olduğumuz için; orada sıcaktan rahatsız olma konusu yok, yani, acı yoktur. Dünyada pozitifler ve negatifler vardır dünyada, zıtlar vardır; orada yoktur. Yani her şey tek yönlü pozitiftir. Burada her şeyin istisnasız zıttı vardır. İyi-kötü, güzel-çirkin, temiz-kirli değil mi, sürekli zıtlık vardır. Orada öyle bir şey yoktur cennette.
 
MUHABİR: Cennette, söz buraya gelmişken; insanların istedikleri her şey mümkün mü olacak?
 
ADNAN OKTAR: Aklından geçirmesi yeterlidir. Ben mesela şimdi aklımdan geçiriyorum, ıhlamur içmek istiyorum. Niyet ettim, Allah bana bardağı yaklaştırıyor, yaklaştırıyor ve içtim. Bana bunu Allah içirdi. Kolumu kullandı Allah, yani, kol şeklinde bir şeyi vesile etti Allah. Ben niyet ettim, cennette bu sebebe gerek yoktur. Bu bardak kendiliğinden gelir. Kafandan geçirmen yeterlidir. Çünkü bende aklımdan geçirdiğim için ıhlamur bana geldi. Ben aklımdan geçirmedim mi ıhlamur içmeyi? Niyet ettim, koluma Allah emir verdi; kolum getirdi ıhlamuru ve bana içirdi. Yine geri götürmesini istiyorum, Allah alıp götürüyor, yerine koyuyor.
 
MUHABİR: Bugün bir sohbette arkadaşla geçmişti aramızda, sigara içmeyi çok seviyor. Diyor ki, cennete gittiğimde ben sigara içebilir miyim diyor şimdi.
 
ADNAN OKTAR: Cennette tabi sigara da vardır, içki de vardır; her türlü içki vardır. Fakat insana zarar verecek tarzda değildir. Mesela, baş dönmesi yapmaz, mide bulantısı yapmaz. Şarap vardır cennette, ama cennet şarabı; doyasıya içersin. Ne canını yakar, ne miden bulanır, ne kusarsın, ne rezalet çıkarırsın, ne aklın gider. Kuran bunu açıklamış, ayette sarahaten açıklamış.
 
MUHABİR: Evet, ben zaman kazanmak açısından selam kısımlarını geçiyorum hocam sorularda. Haram malı sadaka olarak vermek hayır olur mu? Maltepe’den Esma Hanım.
 
ADNAN OKTAR: Haram malı sadaka vermek olur mu? Yani nasıl haram olur bir mal? Yani birisi çalmışsa sahibine geri verilir o. Yani nasıl sadaka?
 
MUHABİR: Bilmiyorum, piyango gibi mesela, haram mal olabilir.
 
ADNAN OKTAR: Piyango’dan para çıktı.
 
MUHABİR: Piyango’dan para çıksa mesela, onu mu vermek istiyorlar.
 
ADNAN OKTAR: Piyangodan çıktıysa, parada duruyorsa
 
MUHABİR: Bundan bir hayır beklemeden vermek lazım herhalde değil mi hocam yani, bunu fetvası da?
 
ADNAN OKTAR: Şimdi o parayı çöpe atamayacağımıza göre, ne yapılır? Allahu Alem olur, bir fakire fukaraya verilir.
 
MUHABİR: Evet, Allah neden günahkâr insanlara mal mülk veriyor?
 
ADNAN OKTAR: Ama yine de emin değilim, onu bir araştırayım.
 
MUHABİR: Bu hususta bir bakmak gerekiyor?
 
ADNAN OKTAR: Ondan emin değilim, o biraz kafamı karıştırdı; onu düşünmem lazım, yani araştırmam lazım. 
 
MUHABİR: Neden günahkâr insanlara mal-mülk veriyor? Bunu nasıl yorumlayacağız?
 
ADNAN OKTAR: Neden günahkâr insanlara mal-mülk veriyor? Mesela, Firavun’a niye mal verdi? Hatta ayette var, Hz. Musa soruyor herhalde, “Yarabbi neden verdin Firavun’a?” diyor. İmtihan olmaz, o şart; onun azıp kudurması için rezalet çıkarması için, bir zıt güç olması için bu gerekiyor. Mesela Mehdi çıktı, kimle savaşsın Mehdi? Mehdi’ye bir Deccal lazım yoksa Mehdi bomboş oturur o zaman, olmaz. Ona Allah mesela Darwin’i yaratıyor, Materyalizmi yaratıyor, Stalin’i, Komünistleri yaratıyor, Abdullah Öcalan’ı yaratır, Masonları yaratır, Ateist Siyonistleri yaratır; ki, Mehdi onlarla cansiperane mücadele etsin. Yoksa görev olmaz. O şarttır, bu Allah’ın Ledün ilmidir; yani, Allah’ın Ledün ilminin bir gereği olarak yaratılır o.
 
MUHABİR: Evet, hocam neden Tevrat’tan çok örnek veriyorsunuz diyor, Elazığ’dan Yasemin.
 
ADNAN OKTAR: Tevrat’ı Allah Kuran’da nur olarak övmüş. Biz Tevrat’ın varlığına inanmakla mükellefiz. Kuran’a uymayan kısımlarını kabul etmeyiz biz Tevrat’ın, Kuran’a uyan Tevrat hükümlerini niye kabul etmeyelim biz. Severek kabul ederiz tabi ki.
 
MUHABİR: Evet, Hocam kısa bir aramız olacak.
 
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
 
MUHABİR: Aramızdan sonra devam edeceğiz. Sevgili izleyicilerimiz “Adnan Oktar’la Baş Başa” KON TV ekranlarından reklâm aramızın hemen ardından sizlerle birlikte olmaya devam edecek.
Sevgili izleyicilerimiz “Adnan Oktar’la Baş Başa” programı devam ediyor reklâm aramızın hemen ardından. Şimdi Hocam, Türk İslam Birliği’nden de bahsediyorduk. Gelen soruların arasında da var; Türk İslam Birliği’nin kurulması için halk olarak nasıl bir çalışma yapmalıyız? sorulardan bir tanesi bu; bunu soyarım sonra kendi sorularıma geçeceğim.
 
ADNAN OKTAR: Kahvehanelerde, evlerde, sokaklarda her yerde bu birliğin şart olduğunun söylenmesi, bunun bizim hakkımız olduğunun söylenmesi, bununla ilgili korkak ifadelerin yakışmayacağını, bir Müslüman’ın ağzına alacağı bir söz olmayacağını, Amerika ne der, Rusya ne der, Çin ne der gibi ifadelerin ayıp ve çirkin olacağını, yakışmayacağını ifade edip, Allah’a güvenmeleri gerektiğini söyleyip; bu bereketli, güzel, huzurlu birliği oluşturmak için her yere dilekçe göndermek, yazılar yazmak, internette her türlü bilgiyi birbirlerine göndermek. Benim www.HarunYahya.orgwww.HarunYahya.net’teki yazılarımı da, Türk İslam Birliği ile ilgili bölümler var biliyorsunuz, onlara girip oradan da bilgiler aktarabilirler. Teşvik etmek, yoğunlaştırmak; Türk devletlerinin ileri gelenlerine mektup yazmak, İslam ülkelerinin ileri gelenlerine mektup yazmak, internetle de olabilir, bu birlikteliği istediklerini belirtmek.
 
MUHABİR: Şimdi Arap dünyası içerisinden Arap-İslam Birliği gibi böyle bir nevzuhur bir fikirde ortaya çıkabilir mi Hocam bu süreçte, benim de aklıma bu geliyor.
 
ADNAN OKTAR: Yok, kaderde öyle bir şey yok. Yani, olmaz, olsa şuana kadar zaten olurdu.
 
MUHABİR: Dolayısıyla böyle bir şey ortaya çıkmaz.
 
ADNAN OKTAR: Yok, o ancak Türkiye’nin öncülüğünde, öncülük yapmasıyla; öncelikle yapılacak bir şeydir bu; Türkiye öncülük yapacaktır. Türk devletlerinin birleşmesi ve Türk devletlerinin desteğiyle; çünkü bu anlı şanlı bir millettir Türk milleti, cesur ve yamandır. Bak hemen gördüler Filistin olayında; çıktı Başbakan kükredi, adamların nutku tutuldu. Şimdi kendilerince kabadayılık yapıyorlar. İntikam alırız şu bu falan; ama hiç kaale alınacak bir şey değildir. Yani, bunlar şu ana kadar ses çıkarılmadığı için böyle horozlandılar. Bu ateist Siyonistler ve Masonlar, böyle imanlıca, yiğitçe karşı konuldu mu hemen aşağı bırakırlar kendilerini inşaAllah.
 
MUHABİR: Şimdi Arap dünyasındaki liderlerin arasında ve özellikle Arap dünyasında politikayı, Arap politikasını belirleyenlerin arasında Arap milliyetçiliği güdenler var. Bu süreçte bunlar müdahil olmak isteyebilirler mi? Örneğin, Başbakanın Davos çıkışıyla ilgili, Arap dünyasında bazı yerlerde açıklamalar geldi. Üst düzey görevliler, Türkiye ne oluyor gibisinden açıklamalar yaptılar. Bu Arap milliyetçiğiyle bu birliği engellemek isteyebilirler mi?

ADNAN OKTAR: O, Mason dillerini böyle hafif hafif burarlar ilgili kişiler. Onların o dili düzelir. Öyle bir şey olmaz, biz bir avuç ırkçıya, bir avuç faşiste öyle bir kapı açtırtmayız. Allah, öyle bir şeye müsaade etmez, etmedi de zaten. Hiçbir zaman için faşist kafayla, ırkçı kafayla bir yol alamadılar ve her zaman ezilip rezil-rüsva oldular. Ezildiler ve mahvoldular. Üstünlük ancak takva iledir. Türk milleti takva olduğu için biz seviyoruz. Akıllı olduğu için, cesur olduğu için, güzel ahlaklı, vefalı, sabırlı olduğu için, iradeli oldukları için ve haksızlığa tahammülleri olmadıkları için seviyoruz. Çanakkale’de yiğitliklerini gördük, Kurtuluş savaşında yiğitliklerini gördük, bütün dünya gördü. Başka bir millet olsa çoktan teslim olurdu. Her yerde işgal oldu, herkes de teslim oldu. Ama Türkler, gördünüz, yani tozu dumana kattılar. Adamlar böyle nal toplayarak dar bela kaçtılar. Böyle yiğit bir millettir, o yüzden biz seviyoruz milletimizi. Güzel ahlaklı olduğu için; Türkler’den başka liderlik yapacak vasıfta bir millet şu an yeryüzünde yok. Olsa tamam var derdik, onlar da var derdi; onlar da kabul ediyor, yok.
 
MUHABİR: Evet, hem arada izleyicilerimizin sorularını hem kendi sorularımı ben sormak istiyorum. Her zaman ki gibi zinde ve dinç gözüküyorsunuz diyor bir izleyicimiz, Umut Gedikli.
 
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
 
MUHABİR: Acaba Mehdi (as) ve talebeleri gördükleri zulüm sebebiyle hicret edecekler mi? Saygı ve hürmetlerimle demiş.
 
ADNAN OKTAR: Mehdi kelimenin tam anlamıyla delikanlıdır, kelimenin tam anlamıyla yiğittir. Onun bir lakabı da, ismi de ‘Arslan’dır. Peygamberimiz onun ismini Arslan koymuş. Yiğitliğin kalesidir, Hz. Ali’nin evladıdır; Hz. Ali nasıl yiğitti, O da öyledir. Asla hicret etmez, bütün gücüyle, bütün gayretiyle, en çetin şartlarda mücadele edecektir. Mehdi’ye, Deccal muazzam eziyet edecektir. Diyorum ya, rivayette, “Karnı ve sırtı dövüle dövüle genişler” diyor; olmadık iftira-hakarete uğrayacaktır, baskı görecektir hadislerde: “Eline zincir vurulacağı, ayağına da zincir vurulacağı” söyleniyor Mehdi’nin. Ayrıca, hapsedileceği belirtiliyor, bütün bunlara rağmen cansiperane yiğitçe ve aslanca mücadelesine devam edecektir. Ve münafıklar çıkacaktır cemaatinden; üç kere münafık hareketi olacak diyor Peygamberimiz, içten. “Medine üç defa sallanacak ve demirin pisliğini attığı gibi o pislikleri atacak” diyor. Yine başka bir rivayette Peygamberimiz “Buğdaya musallat olan kurt gibi Mehdi cemaatinde, böyle pislik kurtlar olacak, Mehdi’nin o buğday gibi tertemiz talebelerine musallat olacaklar kurt olarak. Onları bir temizleyecek diyor Mehdi, yine musallat olacaklar yine temizleyecek diyor, yine musallat olacaklar yine temizleyecek diyor; en sonunda arı ve tertemiz Müslümanlar kalacak” diyor. O has talebeleri, Mehdi’nin has talebeleri kalacak diyor; ondan önce o kurt gibi iğrenç ve pislik mahluklara benzetilmiş Münafıklar. Mehdi cemaatinde her türlü zorluk olacaktır, her türlü zorlukla karşılaşacaklardır. Buna rağmen rivayetin ifadesinde “Gündüz arslan, gece de abid olacaklar”. Ve Peygamberimiz çok övmüştür Mehdi’nin talebelerini; “Onlar Ben-i İsrail Peygamberleri gibidir” diyor. Çok az sayıda kalacaklar. Said Nursi Hazretleri de şöyle diyor: “İhlas –ihlas, yani samimiyet- Sadakat –Allah’a, Kuran’a, imamlarına, ağabeylerine artık neyse Mehdi’lerine tam bağlı- ve Tesanüd –birbirleriyle tam ittifak halinde olacaklar- diyor. “İhlas, sadakat, tesanüd sıfatlarına tam sahip bir kısım şakirtlerdir; her ne kadar az da olsalar diyor, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar” diyor Said Nursi Mehdi’nin talebeleri için.
 
MUHABİR: Mehdi’yi beklemek diye bir tabirden bahsedecek olursak; şimdi böyle bir durumda Müslümanlar’ın bir kısmında bu bir gevşekliğe yol açar mı, zaman içerisinde bu tür görüşler de dile getirildiği için bunu sormak ihtiyacı hissediyorum. Sürekli olarak Mehdi’den, Mehdi’nin zihinlerinde dönüyor olması Müslümanlar’ın, hani Nasrettin Hoca’nın fıkrasını siz de bilirsiniz; demiş “Küçük kıyamet hanım öldüğünde, büyük kıyamet de ben öldüğümde kopacak” kıyamet ne zaman diye soranlara. Dolayısıyla zaten her insan, kendi ölümüyle kıyameti kopmuş oluyor. Bu süreç içerisinde bir kıyamet alameti olarak Mehdi’yi bekleme sürecinde gidip gevşekliğe düşen Müslümanlar olabilir mi acaba? 
 
ADNAN OKTAR: Bir kere Nasrettin Hoca fıkralarında, dine uygun olmayan ifadeleri genellikle Masonlar çıkartmışlardır, onlara hiç itibar etmemek lazım. Nasrettin Hoca öyle bir şey söylemez, muttaki ve dindar bir insandı. Kıyamete karşı son derece saygılıdır, bütün Müminler kıyametten korkarlar, Allah’tan korkarlar dolayısıyla kıyameti saygıyla beklerler. Kıyamet Müminler için nimet, Kâfirler için de bir beladır, fitnedir. Dolayısıyla böyle ifadelerden tabi müminler şiddetle kaçınırlar, öyle bir üslup olmaz. Nasrettin Hoca’nın da öyle bir ifadesi olmamıştır. Ben mesela, Mehdi’yi bekliyorum; yeri göğü birbirine katıyorum. Olmadık eziyet gördüm, iftiralar, hakaretler, akıl hastaneleri, hapishaneler, hafta sekiz gün dokuz tutuklanmalar. Mesela, yine bizle ilgili bir operasyon hazırlığı var bazı çevrelerin. Feda olsun, bin kere yapsalar, yine yaparım. Otuz kere hapse soksalar yine girer çıkarım Allah’ın izniyle. İsterlerse ömür boyu soksunlar, isterlerse öldürsünler yine yaparım. Öldürsünler derken öldürmeye azmetseler, öldürülürsek tabi şehit oluruz İnşaAllah.
 
MUHABİR: Evet
 
ADNAN OKTAR: Niye benim şevkimi kırmıyor? Niye İran’da mesela Mehdi dendi mi adamlar kendini kaybediyorlar. Yani, aşkla, şevkle, heyecanla bekliyorlar. Kimin şevkini kırmış, İran bugün bayağı güçlü bir devlet, Müslümanlar da bayağı şevkliler. Demek ki, beklemek bizim azmimizi ve heyecanımızı arttırıyor. Peygamber Efendimiz’in gelişi de bekleniyordu, Müslümanlar bozuldu mu? Bilakis sevinçle beklediler Peygamber Efendimiz’i; diğer Peygamberler de hep beklendi. Ve gelişleri biliniyordu, alametleri bildirildi; Müslümanlar’ı bu rahatsız etti mi? Sevinç duydular yahut gevşekliğe sebep oldu mu? Değil. Mehdi de aynı böyledir, niye bizi gevşekliğe sürüklesin. Hz. İsa inecek, o güzeller güzeli, Allah’ın nuru, Allah’ın nur tecellisi inecek sevinçle heyecanla bekliyoruz. Niye bizi gevşekliğe sürüklesin, ben var gücümle Hz. İsa’ya ortam hazırlıyorum. Ölümüne mücadele ederim onun için gelsin, İnşaAllah.
 
MUHABİR: Peki, bizim hayatımız içerisinde yetişmeyeceğini farz ettiğimiz zaman?
 
ADNAN OKTAR: Ümit var oluruz, ama Mehdi’yi bu nesil görecek; onu söyleyeyim. Mesela, 25-30 yaşında bir insan normalde sağlıklıysa Allah’ın izniyle, en az 50-60-70 yaşına kadar yaşıyorlar. Görecek diyorum.
 
MUHABİR: Yani 25-30’undakiler mi görecek, yoksa şu an 40.da 50’sinde olanlar mesela?
 
ADNAN OKTAR: Allah-u Alem onlarda görürler, işin doğrusu böyle. Görecekler İnşaAllah.
 
MUHABİR: Şimdi bir başka izleyicimiz; Altınçağ’da herkes Müslüman olacak, iman edecek deniyor. Bunun yanında Mehdi (as)’a iman eden 313 kişiden bahsediliyor, bu konuya açıklık getirir misiniz? Bir tezat görüyor galiba, o manada soruyor.
 
ADNAN OKTAR: Nasıl yani?
 
MUHABİR: 313 kişiden bahsediliyor, iman edecek. Öteki taraftan da bütün dünya ahir zamanda iman edecek nasıl oluyor bu iş diyor.
 
ADNAN OKTAR: Niye tezat olsun, yani, önce 313 kişi mürşit olarak çıkıyorlar; bütün insanları eğitip terbiye edip imanlarına vesile olacaklar.
 
MUHABİR: Almanya’dan Dr. Bülent Adaşoğlu, Armagedon olayı hakkında bilgi verebilir misiniz diyor.
 
ADNAN OKTAR: Armagedon, bir kısım saf Hıristiyanların, saf düşünen, çocukça düşünen Hıristiyanların çılgın bir düşüncesi var; 144 bin Musevi’nin dışında bütün Musevilerin yok edileceği inancı vardır. Mesela, kaç milyon Musevi varsa, farz edelim 20 milyon Musevi olduğunu düşünelim, tamamını yok edeceğine inanıyor adamlar. Yani, 144 bin ne demek, çok az bir avuç insan bırakacak, hepsini doğrayacaklarmış.
 
MUHABİR: Hıristiyanlar mı doğrayacaklarmış?
 
ADNAN OKTAR: Evet, Hıristiyanlar; ama önce Müslümanlarla Musevileri savaştıracaklarmış. Museviler Müslümanları bir kere yok edecekmiş, sonra da, onlarda işin geri kalan kısmını tamamlayacaklarmış. Onlarda geri kalan bütün Musevileri yok edeceklermiş. Konu bitecekmiş. Yani, şeytanın aklına bakın, şeytanın gösterttiği yola bakın. Peygamber neslini yok etmeyi marifet olarak görüyorlar. Niye Museviler doğransın, yani, tertemiz Musevi kardeşlerimiz. Allah’a inanır, Peygamberlere inanır, ahirete inanır, cennete-cehenneme inanır, helale-harama titizdir, ehli kitap olan insanlar, niye doğransın bu insanlar? Hangi kafayla bu yapılıyor ve ayrıca Müslümanların niye doğranması gerekiyor? Tam muttaki, halis Müslüman’dır Müslümanlar. Yani, hak bir kitaba tabidirler. Bu çılgınca ve delice Deccali bir düşüncedir; çok münasebetsiz bir izah. Biz Peygamber neslini bir avuç ateist Siyoniste, çılgına ve deliye doğrattırmayız. Onu bir kere unutsunlar, öyle bir doğrama olayı olmayacak. Müslümanların da kılına zarar getirtmeyiz ve bunu da unutsunlar. Hz. İsa inecek, bu akılsızlara, kim bunu diyorsa, yani, Hıristiyanların hepsini tenzih ederim. Kim bu deliliği savunuyorsa, onlara konunun doğrusunu anlatacaktır Hz. İsa. Ve başarılı olacaktır, Said Nursi Hazretleri diyor: “Onu diyor, mektepçe ve askerce ordulara nispeten, -Deccalin diyor, askerce ve mektepçe orduları diyor- bir caminin yanında bir çocuk kadar kalır diyor. Yani, bir cami minaresinin yanında çocuk kadar kalır diyor. Fakat Hz. İsa mucizatlı bir Peygamber olduğu için böyle büyük bir olay zamanında –yani, Hıristiyanlığın hüsnü hatimesi için diyor Said Nursi, büyük hatimesi için- umumun makbulü olan diyor, böyle bir olayda umumun makbulü olan bir Peygamber gerekir diyor. Bu da herkesin makbulü olan Hz.İsa (as)’dır diyor. Gerçekten ölseydi diyor, ahiretin en uzak köşesine dahi gitseydi diyor; Allah onu gönderir diyor, gönderebilir. Fakat Allah vaat etmiştir diyor, vaat ettiği için elbette haktır diyor, Peygamberimiz’in de hadisleri vardır diyor, Hz. İsa gelecektir diyor. Geldiği vakit, yakın talebeleri, havassı onu imanın nuru ile tanır diyor. O, güzeller güzelini uyur halde bulacaklar bir yerde, uyku halinde bulacaklar. Uyku halindeyken alınmıştı zaten göğe, uyku halinde de yine bırakılacak. Allah’ın kuzusu olarak geçer İncil’de de, kuzu gibi sevimli olduğu için. Tevrat’ı, İncil’i, Kuran’ı öğrenecek, hepsi hakkında çok iyi bilgi sahibi olacak; fakat Müslüman olacak, İslamiyet’i savunacak. Bütün Hıristiyan alemini de Müslümanlığa davet edecek, hepsini Müslüman yapacak.
 
MUBAHİR: Evet, Kuran’da cennete gelen insanlar için yakınlarının yanına sevinçle döndüklerinden bahsediyor.
 
ADNAN OKTAR: Evet
 
MUHABİR: Yanlarına dönmek derken ne kastediliyor acaba?
 
ADNAN OKTAR: Önce Müslümanların hepsi cehennem arazisine getirilecek; herkes, ehli küfür de, Müslümanlar da. Müslümanların önünde ve sağ yanında bir ışık var, aydınlık var ve sürücülerle beraber gelirler diyor Allah. Öbürleri, Allah vermesin perişan onların durumu. Allah Müslümanlar’a cennete geçin diyecek. Hepsi cennete doğru; işte orada sevinçle dönerler o. Kardeşlerin hepsi birbirine kavuşacak, eşi varsa eşine, kardeşi varsa kardeşine; orada kavuşacaklar. Ehli küfür orada diz üstü bırakılır diyor Allah.
 
MUHABİR: Az önce Deccal’den bahsettik, Deccali de mi görecek, az önce Mehdi’yi görecek dediğimiz nesil?
 
ADNAN OKTAR: Tabi, ama çok Deccal vardır; 30’a yakın Deccal vardır. Fakat Ahir Zaman Deccali, Mesih Deccal ayrıdır. Ben Hz. İsa’yım diye gelecek, ben Allah’ım diye gelecek. Nereden çıktı bu diyecekler Hıristiyanlar, nasıl bunun delili nedir diyecekler? Ben size mucize göstereceğim diyecek, Hz. İsa Allah olduğunu iddia ediyor muydu diyecek, ediyodur; ben de diyecek, Allah olduğumu iddia ediyorum. Şimdi bana söyle sen, anneni çağırayım mı diyecek; o da çağır diyecek. Kalk dedi mi annesi birden kalkacak topraktan. Bu senin annen mi diyecek, evet bu benim annem diyecek. Sor bakayım annene ben kimim diyecek; oğlum bu Allah, buna uy diyecek, Mesih bu, Allah. Babasını çağıracak, babana da sor diyecek. Babasını da görecek adam, ama hipnozun etkisiyle; Deccal’in bir özelliğidir bu. Anne ve babanın ahir zamanda insanları nasıl saptıracağına da, bir kısım anne ve babaların insanları nasıl saptıracağına da işaret ediyor hadis. Nasıl Allah yolundan alıkoyacağına işaret ediyor. hepsini tenzih ederim, bir kısmının sapkın ve çılgın bir kafada olacaklarını gösteriyor. Bu durumda kitlenin büyük bir bölümü, Hıristiyanlar zaten o tarzda bekledikleri için Hz. İsa’yı; 144 bin Yahudi’nin dışında hepsini öldüreceğiz diyor ya. O da diyecek, Mesih Deccal; ben hepsini öldüreceğim diyecek. Müslümanlar’ı da öldüreceğim, Yahudiler’i, Museviler’i de öldüreceğim, sırf siz kalacaksınız diyor; tam İncil’e de uygun, kendi dediklerine de uygun. Hepsi ona tabi olacak, o yüzden çok büyük bir fitnedir. Mehdi’nin baş edeceği bir şey değildir.
 
MUHABİR: Nasıl tanıyacak insanlar onu, Deccal’i?
 
ADNAN OKTAR: Zaten şu ifade yeterli; psikopat ifadesi. Ama bir gözü kör olacak, yani, kendi gözüne faydası yok adamın, ilahlık iddia edecek düşünün. Alnında kafir yazar diyor, ama ben onun biraz mecazi olduğunu düşünüyorum. Öyle alenen bir yazı değildir Allah-u Alem. Çünkü yazı bilen bilmeyen herkes okur diyor, bilmeyen yazıyı nasıl okusun. Demek ki mecazi; yani, kafir olduğu, nursuzluğundan, pisliğinden, suratında ki aşağılık ifadeden anlaşılacak. Muhtemelen Masonların çıkaracağı bir psikopat; çünkü onlar sürekli şeytanla bağlantıda oldukları için onları böyle hipnozla, böyle metafizik olaylarla çok ilgileniyorlar. Halen de çok ilgileniyorlar. Şeytanla çok rahat bağlantıya geçebiliyorlar. Mürşitleri, en ileri gelenleri de o; Meşrik-i Azamın üstünde olan tiplerden bir tanesi de bu rezilliği yapacak. Fakat Hz. İsa (as), “Cismi beşerisiyle semavat’ta bulunan diyor, ancak harika ve mucizatlı, mucizeler sahibi ve umumun makbulü, kabul ettiği bir zat olabilir ki, o zat en ziyade alakadar ve ekser birçok insanların peygamberi olan –çünkü Müslümanların da peygamberi- Hz. İsa (as)’dır.” Şualar Sf.463 Said Nursi diyor.
Alemi semavatta, gökler aleminde cismi beşerisiyle –yani, beşeri cismiyle, maddi cismiyle- bulunan şahsı İsa (as) –şahsı manevi değilmiş demek ki değil mi? Şahsı İsa (as) diyor, yani bizzat kendi- o dini hak cereyanın hak dinin başına geçeceğini bir muhbiri sadık, bir kadiri külli şeyin vadine istina ederek haber vermiştir.” Mektubat, sf.60 Mutlaka inecek diyor.
İsa (as)’ın nuru iman, imanın ışığı ile tanıyan –İsa (as), şahsı manevisi demiyor, dürüst olsunlar, bak çok açık söylüyor- İsa (as)’a nuru iman, imanın ışığı ile tanıyan ve tabi olan, cemaati ruhaniye-i mücahidinin –yani, ruhani mücahitler cemaatinin- kemiyeti sayısı, Deccalin mektepçe ve askerce ilmi ve maddi ordularına nispeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir.” Şualar 16. Mesele sf.920
Hatta Hz. İsa (as) gelir –şahsı manevisi değil, bakın Hz. İsa (as) gelir- Hz. Mehdi’ye namazda iktida eder –bağlanır, imamlığında ona uyar- tabi olur diye rivayete, bu ittifaka birleşmeye ve Hakikati Kuraniye’nin makbuiyetine, Kuran hakikatlerine uyulmasına, tabi uyulmasına ve hâkimiyetine işaret eder” –yani, Kuran’a uyulacaktır diyor Hz. İsa- Şualar sf.587
Semayı dünyada, gökler aleminde cesediyle, insanı bedeniyle bulunan –bak, semayı dünyada, gökler aleminde cesediyle, insanı bedeniyle bulunan- ve hayatta olan Hz. İsa –şahsı maneviden bahis var mı burada? Yok- belki alemi ahiretin, ahiret aleminin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi, yine şöyle bir netice-i azime ve büyük bir son için ona yeniden ceset giydirip bedeniyle dünyaya göndermek, O Hakimin hikmetinden uzak değil, belki onu hikmeti öyle iktiza ettiği için vaat etmiş, vaat ettiği için elbette gönderecek.” Mektubat Sf.60 – Mektubat 15.mektup 56-57
"Evet, o hadisi şerifin ifadesinde Hz. İsa’nın semavi nüzulü, gökyüzünden inişi kat-i ve kesin olmakla beraber –bakın görüyor musunuz, Said Nursi nasıl açıklıyor- mânâ işârisiyle de, başka hakikatte de ifade ettiği gibi, bu hakikatte de mucizane işaret ediyordu.” Kastamonu Lahikası 80-82
Şahsı Manevi’den burada bahis yok, bizzat şahsının ineceği çok açık anlatılıyor.
İşte bu sırrı azime, büyük sırrı Hz. Peygamber (as) işaret etmiştir ki, Hz. İsa gelecek, ümmetimden olacak, aynı şeriatimle amel edecektir. Hz. İsa (as) geldiği vakit herkes onun hakiki İsa olduğunu bilmek lazım değildir. Onun mukarreb ve havassı derin imanlı yakın talebeleri nuru iman ile Onu tanır, yoksa bedahat derecesinde ilk geldiğinde herkes onu tanımayacaktır” –sonradan anlaşılacaktır- Mektubat Sf.60
Hatta Hz. İsa (as)’ın nüzulü, inişi dahi ve kendisi –şahsi manevisi demiyor, bakın, kendisi- İsa (as) olduğu, nuru imanın dikkatiyle bilinir, herkes bilemez.” Şualar Sf.487
 
MUHABİR: Evet, bu noktada şunu ben merak ediyorum, birinci bölümde süreç içerisinde İslam tarihinde birçok yalancı Mehdi’nin çıktığından bahsetmiştik.
 
ADNAN OKTAR: Evet
 
MUHABİR: Nasıl ayırt edecek Müslümanlar gerçek Mehdi ve yalancı Mehdi’yi?
 
ADNAN OKTAR: Adam diyor ki, ‘ben Mehdi’yim’ diyor, zaten ‘ben Mehdi’yim’ diyorsa; ben psikopatım demektir.
 
MUHABİR: Mehdi kendisi söylemeyecek.
 
ADNAN OKTAR: Ha onu demiş, ha psikopatım demiş. Böyle bir şey diyemez Müslüman, ne haddine. Mehdi Allah’tan korkar; “Gerges kuşunun titremesi gibi Allah’tan korkar titrer” diyor Mehdi için. Mehdi asla öyle bir kelimeyi ağzına almaz ve ‘Ben Mehdi’yim’ nasıl desin. Ama etrafındaki insanlar diyecek ki, sende bu alametler var, tamamı var, Allah-u Alem sen Mehdisin diyecekler. Gel Müslümanlar’ın başına geç, bu fitnede bitsin diyecekler. Ve ‘tehditle’ diyor rivayette yani zor kullanılarak kabul edecek diyor Mehdi. Yoksa öyle bir iddiası olmaz. Allah-u Alem, benziyorsun diyecekler, her şey benziyor, bütün alametler benziyor. Yer benziyor, çıkış şekli benziyor, faaliyetler benziyor, hadislerdeki bütün alametler üstünde diyecekler, başka da bir kişi olmadığına göre, rivayetlere göre son zamanda olduğumuza göre diyecekler, bütün fitneler her şey çıktı, Allah-u Alem Mehdi sensin diyecekler. Ömrü boyunca asla ‘Ben Mehdi’yim’ demez Mehdi. Kendine de Mehdi dedirtmez; bu psikopatlar çıktığı vakit ‘ben Mehdi’yim’ diye açık açık söylüyor, talebeleri de söylüyor, Mehdi diyor açık açık söylüyorlar. Bir kere Mehdi diyorsa bir talebe, zaten dinde çıkmıştır. O adamda diyorsa, hem psikopatlığını ilan ediyor demektir, hem de deli olduğunu ve Müslüman olmadığını ilan ediyor demektir.
 
MUHABİR: Talebesi dediği zamanda mı dinden çıkmış oluyor?
 
ADNAN OKTAR: Tabi ki talebesi de dinden çıkar. Nasıl der, Mehdi’dir diye; diyemez.
 
MUHABİR: O zaman Mehdi diyecek olanlar talebeleri değil, kim o zaman?
 
ADNAN OKTAR: Hayır, Mehdi Allah-u Alem diyecekler, yani, herhalde Mehdi’sin diyecekler.
 
MUHABİR: Evet
 
ADNAN OKTAR: Yani, kesin hüküm veremez, bilemez. Ama bütün alametler bir insanın üzerindeyse, zaman tamam, yer tamam, olaylar tamam; zaten eze eze, bağırta bağırta Mehdi hâkim olacaktır. Öyle nezaketiyle değil, nezaketiyle ama söke söke, böyle yırta yırta hâkim olacaktır. Zaten başka da tarif edilecek bir şekli kalmayacak. Gelmiş adam zaten başa MaşaAllah, mübarek. Adam demeyeyim, Allah affetsin, O muhterem.
 
MUHABİR: Biat da böyle bir hüsnü-zan üzerine mi gerçekleşecek?
 
ADNAN OKTAR: Tabi ki hüsnü-zan’dır. Mehdilik hüsnü-zan’dır. Allah-u Alem diyerek; ama bir insan Ahir zamanda Peygamber’in kılıncını kuşandıysa, sancak ona verildiyse, Mehdi O’dur İnşaAllah. Ama biz gene her halükarda Allah-u Alem diyeceğiz. Zaten nurundan, aklından, üslubundan, İslam’ın hâkimiyetinden, Hz. İsa gelip arkasında namaz kılıyor. Nedir bu, kimdir o zaman? Hz. İsa mucize gösterecek, olağanüstü bir insan, Peygamber gelip Mehdi’nin arkasında namaz kılıyor. Belli ki o Allah-u Alem. Ama buna rağmen Mehdilik iddia etmez, ama ben bazı safdiller görüyorum eskiden beri olmuş; bu Kadiyaniler var, Ahmet Kadiyani, bize de gönderiyorlar. Mehdi çıktı, ne alaka niye Mehdi’yi arıyorsunuz diyorlar. Yani, bu müthiş densizlik; bir tane hadisin benzerliğini bulmuşlar kendilerince, tek bir hadis onun üzerinde duruyorlar. Halbuki bizim şimdi saydığımız şeyde 300 alamet var; onlar tek bir alametin üzerinde durmuşlar. Ve ne bedenen benziyor, ne cismen benziyor, ne olaylar, ne İslam’ın hakimiyetine vesile olmuş, ne Hz. İsa arkasında namaz kılmış; hiçbir cihetten benzemediği halde bağıra bağıra Mehdi’dir diyorlar. Psikopatlık bu, anormallik.
 
MUHABİR: Üzerinde var olan bu vasıfları gördükleri zaman insanlar birbirlerine tavsiye edecekler mi, etmeleri gerekir mi?
 
ADNAN OKTAR: Ben olsam derim, Allah-u Alem Mehdi derim. Yani nasıl demeyeyim.
 
MUHABİR: Ben görsem bunu söylerim diyorsunuz.
 
ADNAN OKTAR: Derim yani, çünkü İslam’ın hakimiyetine vesile olmuş; zaten bu çok dev bir alamet, yani çok çok büyük bir alamet.
 
MUHABİR: Şimdi İslam’ın hâkimiyetine vesile olduktan sonra mı çıkacak Mehdi olduğu ortaya?
 
ADNAN OKTAR: Tabi ki, daha öncesinde kimse öyle bir şey demez. Belki, yakın talebeleri hüsnü-zan edebilir ama münafık çıkıyor arasından. Niye münafık çıksın o zaman, yani emin olsa münafık, çünkü çıkarlarına uygun olduğunda münafık bırakmaz öyle bir şeyi. Yani, yoğun olarak münafık çıkacağı belirtiliyor Mehdi cemaatinden. Ve kahpelik yapacaktır Münafıklar, ihbar edeceklerdir, Mehdiyi zor durumda bırakmaya çalışacaklardır. Münafıklar dünyanın en aşağılık mahluklarıdır. Peygamber Efendimiz zamanında da biliyorsunuz, onlar ayrı bir mescid edinmişlerdi. Dinsiz köpekler, Peygamber Efendimiz’i müşkül durumda bırakmak için, zora sokmak için; halbuki Allah’sız Kitap’sız hepsi, alçaklar. Ayrı bir mescid kurdular, bir de Peygamber’i çağırıyorlar utanmadan. Gel de bizim şeyimizde namaz kıl diyorlar. Haşa. Allah da kesinlikle yasak diyor. Münafıkların kahpeliklerini Kuran çok uzun anlatır, Peygamber Efendimiz zamanında (sav), akla hayale gelmedik alçaklıklar yapmışlardır. Aynı şekilde Mehdi devrinde de kahpe ve alçak münafıklar olacaktır. Çok büyük mücadele vereceklerdir ve küfürle işbirliği yapacaklardır. O devrin Masonlarıyla, ateist Siyonistleriyle, dinsizleriyle ittifak ederek Mehdi cemaatini çökertmek için var güçleriyle gayret edecektir. Ama hiçbir şey olmayacaktır Mehdi cemaatine İnşaAllah.
 
MUHABİR: O zaman şu soruyu hemen burada soralım. Mehdi cemaatinin en belirgin özelliği ve diğer cemaatlerden onları ayıran özellikleri nelerdir diye soruyor.
 
ADNAN OKTAR: Mehdi cemaatini en belirgin şekilde ayıran özellikleri, onları Said Nursi Hazretleri çok güzel açıklıyor. Biz de oralardan bakıp söyleyelim İnşaAllah. Mesela ne diyor: “Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi Mehdi Ali Resulün temsil ettiği kudsi cemaatin şahsı manevisinin üç vazifesi var diyor –yani Mehdi, talebeleri ve onda meydana gelen şahsı manevi- fen ve felsefenin tasallutuyla –bakın diyor ki, ve onun; şahsı manevisini demiyor, onun; ‘O’ ne demektir? Bir kişi- üç büyük vazifesi olacak. Birincisi, fen ve felsefenin tasallutuyla maddiyyun ve tabiyyun taunu beşer içinde intişar etmesiyle –Darwinizm ve Materyalizmin dünya içinde gelişmesiyle, yani, fen ve felsefeden kaynaklanıyor ya, onu söylüyor- her şeyden evvel diyor, felsefeyi ve maddiyyun –yani Darwinizm- fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır, birinci vazifesi budur”  diyor. En önemlisi budur diyor. “Ehli imanı delaletten muhafaza etmek –ehli imana da çok şiddetli saldırı olacağı için o devirde, Darwinizmle, Materyalizmle ve imanlarını geriye düşürmek, pasifize etmek, böyle light Müslüman deniyor ya, o çizgiye çekmek için uğraşacakları için onları delaletten muhafaza edecek diyor Mehdi – bu vazife hem dünya hem her şeyi bırakmakla –yani, hayatın bütün sosyal yönlerinden çekilmekle- çok zaman tetkikat ve meşguliyeti iktiza ettiğinden –yani, araştırma ve incelemeyi iktiza ettiğinden- Hz. Mehdi’nin o vazifesini bizzat kendisinin görmeye vakit ve hal müsaade edemez. -çünkü diyor, açıklıyor Said Nursi- Herhalde o vazifeyi ondan evvel bir taife bir cihette görecek –yani, çeşitli alimlerin eserleri, kitapları, mesela Darwinizmle ilgili yapılmış araştırmalar incelemeler her şey- o zat, o taifenin –yani, her tür taife, topluluk demek- taifenin uzun tetkikatıyla yazdıkları eseri –yani, her türlü eseri- kendisine hazır bir program yapacak –onları okuyup araştırarak, bir araya getirerek bir program yapacak- Onunla, o birinci vazifeyi tam yapmış olacak, –yani, medrese eğitimi almıyor, vakti yoktur, vakti müsaade etmez diyor- Bu vazifenin istinat ettiği kuvvet ve manevi ordusu, yalnız ihlas, sadakat ve tesanüd sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şâkirdlerdir. Her ne kadar az da olsalar manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar” diyor, Mehdi cemaati.
Âlem-i İslâmın vahdetini nokta-i istinad edipbeşeriyeti madde ve manevi tehlikelerden ve gadab-ı İlâhiden kurtarmaktır.” Allah’ın çok büyük bela vermesinden engel olacaktır diyor Mehdi. Rivayetlerde Mehdi’nin olduğu yerde deprem olmaz diyor, Peygamberimiz’in hadisi var. Yani, çok büyük belaları engelleyecek bir insandır, vesile olacaktır.
“O devirde milyonlarca Müslüman orduları oluşacak” diyor Said Nursi, şu anda da oluşmuştur.
Ehli imanın manevi yardımlarıyla –yani bütün Müslümanların yardımlarıyla- ittihat İslam’ın muavenetiyle –Müslüman dayanışmasının yardımlarıyla- bütün ulema ve evliyanın –yani, tarikat büyüklerinin, ulemaların- ve bilhassa Ali Beytin neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan, milyonlar fedakar seyitlerin –yani, Peygamber Efendimiz’in neslinden gelen seyitlerin- iltihaklarıyla –ona katılmasıyla- bu vazife-i uzmayı yapmaya çalışır. -bu büyük vazifeyi yapmaya çalışır diyor- Hatta, avamın da imanını tahkiki yapmak vazifesidir” diyor. Yani halka yönelik bile diyor; yani, halkın anlayacağı tarzda da imani bir çalışma yapacak diyor Mehdi. Asıl yönü seçkin kesimdir diyor, seçkin insanlara; yani, kültür yönünden, eğitim yönünden yüksek yerlere yönelecek diyor. Kuran’ın da bir işaretidir bu, ama bir tek onları yapmayacak diyor Said Nursi, avamın da imanını kurtaracak diyor; ona da yönelecek diyor. Kendisinin Mehdi denmesine, “Bu bir iltibas ve sehivdir diyor –yanlışlıktır diyor- bir nevi dua hükmündedir” diyor.
“Ben kendimi seyit bilemiyorum” diyor, bakın burada; bu zamanda nesiller bilinmiyor. Halbuki Ahir zamanın O büyük şahsı Ali Beyt’ten olacaktır, seyit olacaktır, diyor.
“Ben o büyük kumandanın pişdar bir neferiyim, öncü bir neferiyim diyor; hiçbir cihette diyor o acib şahsın, o acib şahıs gibi olamam diyor, -‘acib’ kelimesini kullanıyor, acib şahıs gibi olamam diyor. Fakat birçok Mehdi gelmiştir diyor şuana kadar, fakat diyor her biri –ben de diyor birçok hizmet yaptım, başkaları da, Abdülkadir Geylani de, İmam-ı Rabbini de herkes yapmıştır diyor; siyaset âleminden gelmiştir diyor, diyanet aleminde de Mehdiler gelmiştir diyor, saltanat aleminden de Mehdi’ler gelmiştir- fakat her biri üç vazifelerden birisini bir cihette yapması itibariyle diyor, Ahir zamanın büyük Mehdi’si ünvanını alamamışlardır” diyor. Büyük Mehdi, asıl Mehdi hepsini birden yapacak diyor. Bunu açıklıyor, Büyük Mehdi’nin ben zuhur ettiğine inanıyorum. İnşaAllah.
 
MUHABİR: Evet, bize ayrılan vaktin sonuna geldik Hocam, çok teşekkür ediyoruz.
 
ADNAN OKTAR: Bende teşekkür ederim.
 
MUHABİR: Çok sağolun
 
ADNAN OKTAR: Allah razı olsun
 
MUHABİR: Sevgili izleyicilerimiz, ‘Adnan Oktar’la Baş Başa’ programında, KONTV ekranlarında bu akşamda bize ayrılan süre burada noktalanıyor efendim, hepinize hayırlı akşamlar diliyoruz. Sevgi, saygı ve hürmetlerimizi sunuyoruz, hayırlı geceler.
 
Kategoriler
Ahir Zaman ve Kıyamet Alametleri HarunYahya.Tv Podcast - Ahir Zaman ve Kıyamet Alametleri
Çocuklar İçin HarunYahya.Tv Podcast - Çocuklar İçin
Darwinizmin Karanlık Yüzü HarunYahya.Tv Podcast - Darwinizmin Karanlık Yüzü
Doğa ve Yaratılış HarunYahya.Tv Podcast - Doğa ve Yaratılış
Dünyadan Yankılar HarunYahya.Tv Podcast - Dünyadan Yankılar
Evren ve Yaratılış HarunYahya.Tv Podcast - Evren ve Yaratılış
Evrim Aldatmacası HarunYahya.Tv Podcast - Evrim Teorisinin Çöküşü
Gerçek Atatürkçülük HarunYahya.Tv Podcast - Gerçek Atatürkçülük
Harun Yahya Hakkında HarunYahya.Tv Podcast - Harun Yahya Hakkında
Harun Yahya Röportajları HarunYahya.Tv Podcast - Harun Yahya Röportajları
Hayvanlardaki Yaratılış HarunYahya.Tv Podcast - Hayvanlardaki Yaratılış
İman ve Tefekkür HarunYahya.Tv Podcast - İman ve Tefekkür
İnsan Mucizesi HarunYahya.Tv Podcast - İnsan Mucizesi
İslam Ahlakı HarunYahya.Tv Podcast - İslam Ahlakı
İslamiyet ve Dinler HarunYahya.Tv Podcast - İslamiyet ve Dinler
Kuran Bilgisi HarunYahya.Tv Podcast - Kuran Bilgisi
Maddenin Ardındaki Sır HarunYahya.Tv Podcast - Maddenin Ardındaki Sır
Masonlar ve Yanılgıları HarunYahya.Tv Podcast - Masonlar ve Yanılgıları
Mikrodünya ve Yaratılış HarunYahya.Tv Podcast - Mikrodünya ve Yaratılış
Peygamberler Tarihi HarunYahya.Tv Podcast - Peygamberler Tarihi
Sosyal Sorunların Çözümü HarunYahya.Tv Podcast - Sosyal Sorunların Çözümü
Tarih, Politika ve Strateji HarunYahya.Tv Podcast - Tarih, Politika ve Strateji
 
Harun Yahya
Bütün Harun Yahya Belgesellerine PODCAST ile üye olmak için tıklayınız.
iPhone, iPod, MP4
Harun Yahya (Adnan Oktar) Röportajları
Harun Yahya (Adnan Oktar)'ın MP3 Formatındaki Röportajları
Dünyada Dine Dönüş Videoları
Gerçeği Düşündünüz Mü? Serisi
Kısa Anlatımlar
Röportajlardan Seçme Bölümler
Sevimli Canlılar
Tüm Belgeseller
Bu sayfadaki/kategorideki güncellemeleri RSS ile almak için tıklayınız.
Diğer Diller
Türkçe
English
Deutsch
Français
Indonesia
Azerbaijani
Albanian
Arabic
Russian
Magyar
Bulgarian
Spanish
Amharik
Italian
Urdu
 
     
 

© 2007 Harun Yahya TV - www.harunyahya.tv
Bu sitede yayınlanan görüntüleri, ticaretini yapmamak ve gelir elde etmemek şartıyla, siteyi referans göstermek koşuluyla kopyalayabilir ve ücretsiz olarak dağıtabilirsiniz.