ADNAN OKTAR'IN KRAL KARADENİZ TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI
(30 Ocak 2009)
SUNUCU: Hayırlı akşamlar, hayırlı cumalar diyelim, bir hayli geç oldu ama… böyle rahmeti, bereketi bol bir gündeyiz, güzel bir yağmur İstanbul semalarında böyle hoş bir dokusu var üzerlerimizde. Yine sevgili Adnan Oktar Hocamızla beraberiz. Hemen değerli dostlarımız böyle hazır şeyleri sormuşken sizleri de biliyoruz şu anlarda ekran başlarındasınız, yine sualleriniz olacak ama hemen orayı bir hatırlatalım: ahirzamansohbetleri@hotmail.com buradan maille ulaşabiliyorsunuz. Hemen arkadaşlarımız sizden gelen sualleri Hocam’a ulaştırıyor. Mail yoluyla olan bu. Aynı zamanda her zaman söylediğimiz gibi, eğer uydu yoluyla izleyemiyorsanız, eşe dosta haber verin, harunyahya.tv’den de canlı olarak internette izleyebiliyorsunuz. Hatta daha sonra tekrarını defalarca izleyebilirsiniz. Aklınızda herhangi bir sual kalmasın. Eğer sms yoluyla da ulaşmak isterseniz, 3969’dan bizlere ulaşabiliyorsunuz. Bugün sıkı bir sohbet olacak, sıkı bir muhabbet olacak diye ümit ediyoruz tabi, Hocamın destur verdiği ölçüde olacak.
ADNAN OKTAR: Estağfurullah.
SUNUCU: Hocam, şu dünden bu yana küt diye gündeme oturdu. Toplum olarak da herkesin umarım beğenisini kazanan bir tavırdı. Böyle bir tavra ihtiyacımız mı vardı? bilemiyoruz ama başbakanın o çıkışı, hemen bununla ilgili bir yorum, daha sonra Gazze’ye doğru geçeceğiz ama isterseniz oradan bir başlayalım. siz neler düşünüyorsunuz bununla ilgili?
ADNAN OKTAR: Başbakanımız tabi Tayyip Erdoğan Bey bir Anadolu insanı, tipik Türk karakterini taşıyan, İslam ahlakıyla yetişmiş bir insan. Hamiyetinden, hamiyet-i İslamiyesinden, koruma hislerinden candan bir tavır sergiledi. Uslubu da nezaketliydi yani karşı tarafın şaşkınlığı da dikkat çekti biliyorsunuz. Yani hayret içinde bakıyor çünkü şu ana kadar onlara pek söz söyleyen olamıyordu şu ana kadar şaşırdı zaten sürenin uzun olması son derece normal onlar için. Karşı tarafa süre verilmemesi de son derece normal. Normalde cevap da verilmemesi gerekiyor onların mantığına göre cevap da verilince biraz şaşırdılar. Halbuki Tayyip Bey’in üslubu son derece makul, doğru söylüyor. Yani çocuklar, kadınlar kitle halinde öldürüldüler. Yani bunun hiçbir gerekçesi olamaz, hiçbir mantıkla bu açıklanamaz, alenen zulüm. Ben çocukların televizyonda resimlerini gördüm, yani çocuk olayın şiddetinden zıngır zıngır titriyor, ağlamıyor fakat şiddetle titriyor. Yani bu kadar acı çektirmek, mahvetmek, annelerinin babalarının önünde çocukları öldürmek, çocukların gözlerinin önlerinde annelerinin babalarının öldürmek, bu kadar vahşet, bu kadar rezalet yani akıl alacak gibi değil. Tabi bu dindar Musevilerin yaptığı bir şey değil, yani onları bir kere tenzih etmek lazım. Bu dindar Musevilerin yapacağı bir şey değil. Bunlar ateist siyonistlerin yaptığı olaylar ve Masonların yaptığı olaylar. Her zaman olayı tam ilgili yere getirmek gerekiyor. Yani eğer bunu dindar Musevilerin üzerine kaydırırsak, karşı tarafın oyununa gelmiş oluruz. Yani ateist siyonistler ve masonlar zaten bunu istiyor. Dindar Hıristiyanlarla, dindar Musevileri, dindar Müslümanları karşı karşıya getirmek, onlar da keyifle karşıdan seyredecekler. Böyle bir oyuna biz gelmeyiz.
SUNUCU: Tabi ticari boyutları da var bunların, dünya pasta dilimdeki kaygılar, endişeler, o beklentiler de.
ADNAN OKTAR: Evet
SUNUCU: O kaoslardan beslenen tipler olunca
ADNAN OKTAR: Evet. Ama yine bakın laf, söz eninde sonunda benim dediğime geldi. Türk-İslam birliğinin ne kadar gerekli olduğunu, Türkiye’nin öncü olmasının gerekliliğinin ne kadar açık olduğunu, Türkiye’nin liderliğinin aleni olduğunu, yani buna hiç kimsenin karşı çıkacak gibi olmadığını, fiili durum yarattığı Allah’ın açıkça ortada. Türkiye liderdir ve Türk-İslam Alemi’nin fiilen şu an liderliğini bu olayla almıştır, bir anlamda almıştır ve bunun arkası gelecektir ve devam edecektir. Ta ki, bütün Türk devletlerini birleştirinceye kadar, bütün İslam devletlerini birleştirinceye kadar, hepsinin sınırları açılıncaya kadar bu devam edecektir. Filistin’in zaten şu anki tavrını, önümüzdeki günlerde göreceksiniz, yani doğrudan hatta Türkiye’nin doğrudan onları idare etmesini dahi isterler ben söyleyeyim. Yani ayrı devlet olmayı dahi istemezler. Yani direkt Türkiye’ye bağlı bir il gibi, bir vilayet gibi olmayı isteyebilirler yakında.
SUNUCU: Eskiden olduğu gibi
ADNAN OKTAR: Tabi
SUNUCU: Her şey aslına rücu eder. Oradaki tavır hakikaten ben açık açık söyleyebilirim, çok hoşuma gitti. Şöyle hoşuma gitti, bir de ihtiyaç vardı sanki. Bu batılıların karşısında ezilen, sesini çıkartamayan, hani dediğiniz gibi sanki sus sen, nene lazım senin konuşmak gibi bir tavır içinde olan diplomatlar diyelim ya da devlet adamlarının aksine çıkacak biri rest çekecek geçip gidecek, sonra da özür diletecek. Açıkçası hoşumuza gitti. Her ne olursa olsun zaten orda Peres konuşurken yüz ifadelerinden hani meşrulaştırmaya çalıştı sanki yaptıklarını. Recep Tayyip Erdoğan’ın yüz ifadesi zaten, o birçok şeyi ifade ediyordu. O öfkesi, o şiddeti, o yüzündeki ifadenin değişmesi. Peki, Hocam Gazze ile ilgili şöyle hep konuşuyoruz ediyoruz ama, şöyle toparlayıcı bir şeylere de ihtiyacımız var mesaj anlamında.
ADNAN OKTAR: Bir parça vicdanı olan, bir parça merhameti olan, yani dinsiz dahi olsa yani insani bir parça kırıntısı kalan bile, çünkü dinsiz de o kadar gözü dönmüş olmaz. Yine onların içinde insani bir kırıntı kalır. Yani insani bir şeyler kalır, bir çok kişide bu vardır. Hatta bazen de güzel huylu da olabiliyorlar. Müslümanlardan etkilenerek bazı yönleriyle güzel huylu olabiliyorlar. Artık bu Filistin konusuna Türkiye kesin el koyması gerekiyor. Yani bu konunun bitmesi lazım. Filistin ile doğrudan görüşmeler yapılıp Türkiye’nin doğrudan kontrolüne geçmesi gerekiyor Filistin’in artık. Yani alenen Filistin’i Türkiye’nin yönetmesi lazım. Yani başka türlü de bunun bir çözümü görünmüyor. Konu kökünden o zaman hallolur, mesele de biter. Hem ekonomik yönden çok güzel kalkınır, hem çok modern bir çizgiye ulaşır hem bölgede çok rahatlar hem de o insanların çektiği çileler, acılar da son bulur. Yani bunun ilk alametlerini, ilk ışıklarını gördük. Ben korkaklık politikasının dünyada yaygın olduğunu söylemiştim daha önceki konuşmalarımda ve korkaklar dedim, açıkça bunu söyledim. Ama Tayyip Bey’in bu yiğit çıkışı, akılcı çıkışı ve makul çıkışı çok güzeldi, tebrik ediyorum. Tam bir Müslüman evladı tam bir Müslüman Türk evladına yakışır
SUNUCU: Özre kadar da götürdü yani onu.
ADNAN OKTAR:Evet, tarzda ve sonuna kadar da haklı, ve çok güzel bir noktaya da değindi Tayyip Bey. Benim her zaman vurguladığım bir şey bu, Musevileri, Hıristiyanları ve Müslümanları, hepsini kucaklayan bir sistemi savunduğunu anlattı. Bu, pek rastlanan bir üslup değildi şu ana kadar. Yani dünya da pek rastlanmıyordu.
SUNUCU: Kabile reisi ile konuşmuyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Tavrı da çok güzel.
ADNAN OKTAR: Çok çok güzel, evet. Bu mesela çok hayati şeyler vurguladı. Hıristiyan, Musevi ve Müslüman... bunların hepsine ben sahip çıkıyorum diyor. Bunun üstüne artık laf olmaz. Yani İsrail’in daha bunun üzerine söyleyecek bir sözü olamaz. O zaman geriye kim kalıyor? Ateist siyonistler kalıyor. Bunları dünyada hiç kimse desteklemez ve bunlara karşı tavır da malum tarzda olur. O yönüyle bir çok yeni, güzel ataklar gelişmeler oldu. Ahir zaman buram buram ilerliyor, görüyorsunuz. Yani söylediklerim teker teker çıkıyor ve teker teker de çıkacak. Türk-İslam birliğine doğru büyük adımlarla ilerliyoruz. maşaAllah.
SUNUCU: Yani dünyanın göreceği güzel şeyler de var bundan sonra diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah.
SUNUCU: Evet Hocam, sizlerle ilgili ben suallere geçmeden önce, değerli dostlarımız suallerini gönderebilirler, dediğimiz gibi ahirzamansohbetleri@hotmail.com dan istediğiniz gibi Hocam’a sual yönetebilirsiniz ve harunyahya.tv’den de izleyemeyen dostlarımız bu programımızı izleyebilir, 3969’dan da sms gönderebilirsiniz sevgili dostlarımız. Hocam bunlara gelmeden önce ister istemez tabi bugün konuştuğumuz, burada sohbet etmeye çalıştığımız isim, zat bizlere göre hakikaten belli konuları aşmış, belli konuların çok üstünde. Yani bir ders çalışma zorunluluğu hasıl oluyor haliyle. Baktığımız zaman yerli ve yabancı basında sizin eser sayınıza bakıyoruz, işte dış basında özellikle onu tercüme ettiğimizde, baktığımızda bir teveccüh söz konusu eserlerinizle alakalı.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, evet.
SUNUCU: Ama bugün mesela bir gazetede gördüm, Akşam gazetesinde. İç basında da böyle, sanki şöyle diyeceğim batı ülkelerinin batı insanlarının yapamadığı, aha bizim yapamadık, işte Türkler yaptı ya da işte bak Müslümanlar yaptı deyip bir anlamda onu kabullendiği bir zamanda, tutuyor bizim içimizden birileri şu Mustafa Denizli’nin Milli Takım Direktörü’nin dediği gibi içimizdeki İrlandalılar demesi gibi, bizim de içimizdeki böyle o siyonist ruhlu ya da işte mason ruhlu ya da işte materyalist ruhlu diyelim bu tip insanların rahatsızlığı nedir hocam? Nedir bu endişeye bunları gark eden düşünce?
ADNAN OKTAR: Ne diyor akşam gazetesinde?
SUNUCU: Valla bir işte özellikle yurt dışındaki son eserlerinin birinin umduğunuz ilgiyi görmediğini, etmediğini söylemiş ama tabi araştırmamış, onu fark ettik.
ADNAN OKTAR: Evet biliyorum. Bir sitede bizim bir yazımız yayınlandı, yazıyı gönderdik yayınlandı. Sonra siteden yazıyı biz kendimiz çıkarttık, onlar çıkartmadılar. İsterlerse deneyebilirler, bu akşam da yeniden koyabiliriz siteye. Yani öyle bir konu yok.
SUNUCU: Yok yok, benim anlatmaya çalıştığım hocam şey
ADNAN OKTAR: Yanlış anlamış o arkadaş, yanlış kavramış. Yani sitenin, o ünlü sitenin kendi isteğiyle yazımızı çıkarttığını zannediyor, halbuki biz kendi isteğimizle koyduk, birkaç gün durdu ve yazıyı çıkarttık. Ama kanaati gelmiyorsa, bu akşam yine koyayım siteye yazıyı görsün.
SUNUCU: Anladım. Şu asıl beni rahatsız eden bu konu belki sizin şahsınızda ama genel anlamda müsbet kavramlar neden özellikle medya camiasında bazı zat kalemşörlük derler hocam yani. Kendi değildir o, kalemi tutan değil de bir arkada el vardır yaz diyen, dedirten bir el vardır. Bu rahatsızlık, bu da mı bir alamettir hocam ya da bu zamanın olması gereken unsurlarından, şeytani düşüncelerinden biri midir? Benim sorum oydu aslında.
ADNAN OKTAR: Bu mağlubiyetin verdiği acının neticesidir ve çaresizliğin insanı ne hale getirdiğinin bir yansımasıdır. Yani bakın çaresizlikten ne kadar perişan olmuş. Yabancı bir sitede bizim kendi isteğimizle çıkarttığımız bir yazıdan zafer gibi bahsedecek kadar perişanlaşmış ve açmaza girmiş yani bu çok perişan olduklarını gösteriyor. Demek ki hiç tutunacak dalları kalmamış, hiç yapacak bir şey kalmamış.
SUNUCU: Çok güzel bir ölçü var hocam bu anlamda. Ne olursa olsun diyelim yine bu anlamda. Kitabın, eserlerinizin kaç dilde yayınlandığını, kaç ülkeye gittiğini, onu isterseniz şifayen de olsa bir söyleyelim de güzel bir ölçü olacak. Şimdi İngilizce var, Fransızca var, işte bunun Arapçası var, Rusçası var, Flemece de var eğer yanlış hatırlamıyorsam.
ADNAN OKTAR: 60’ın üzerinde yabancı dilde tercümesi var.
SUNUCU: Yani bir eser 60 dilde, bu dünya yani global bir yayıncılık global bir ulaşım anlamına geliyor.
ADNAN OKTAR: Yapacakları hiç bir şey yok. Bakın yani bunun hiç bir kurtuluşu yoktur. Bu bir sel gibi üzerlerine akacak ve bu selin altında kalacaklar. Zaten şu çığlık bile bu selin altında kaldıklarını gösteriyor. Çok cılız bir çığlık. Bak düşünün, bizim kendi isteğimizle çıkarttığımız bir yazıyı zafer gibi sunacak kadar zavallılaşmış.
SUNUCU: doğru diyorsunuz hocam.
ADNAN OKTAR: Madem o kerata ondan o kadar tedirgin oldu, bir kaç yazı daha gönderip orda yayınlatayım bir görsün.
SUNUCU: Hocam şeye benziyor yani…
ADNAN OKTAR: Biraz rahatlasın.
SUNUCU: Aslında biraz oynamak mı lazım böyle bir şeyleri alıp koyup çıkartıp, daha sonra biraz oyuncak, eğlen gibi.
Hocam teşekkür ediyoruz samimi söyleşilerden dolayı. Peygamber efendimizin ahir zaman hadislerini en doğru şekilde Hz. Mehdi’nin açıklayacağına dair, bu daha önce sorulan bir soru ama hocam tekrar soruyorum,
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Bir hadis olduğunu duydum. Bunun Mehdi a.s’ın özelliklerini soruyorlar. Bu konuyla ilgili hocam ne der diyor buradaki sorumuz hocam.
ADNAN OKTAR Evet. Mehdi’nin ahir zamanı iyi bilmesi, Kuran’ı iyi anlaması, samimi anlatması son derece makul. Çünkü Said Nursi Hazretleri en büyük bir müceddit, en büyük bir müştehit. Hem hakim, hem Mehdi, hem mürşit hem, kutbu azam olarak bir zat-ı nurani gönderecek. O da ehl-i beyti nebeviden olacak diyor. Böyle bir insanın mükemmel bu konuları anlatacağını biliriz tabi ki, bu çok makul bir şey. Bir de özellikle zamanımızda Mehdi’den hiç bahsedilmemesi, Hz İsa’dan hiç bahsedilmemesi de çok manidar. Yani o da bir ahir zaman alameti. Halbuki Sünni ulema, Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi ulemaları yüzlerce Mehdi ile ilgili Risaleler yazmıştır, kitaplar yazmıştır ve hemen hemen her sohbette, her Cuma sohbetinde, her ev sohbetinde Mehdi gündeme gelmiştir. Yüzyıllardan beri Müslümanların dilindedir Mehdi. Hz İsa’nın inişi yüzyıllardan beri Müslümanlarca heyecanla sevinçle beklenir. Ama ne olduysa oldu, 1980’lerden sonra aniden ne Mehdi konusu gündeme gelir oldu, ne de İsa konusu gündeme gelir oldu. Acaba ne oldu? Yani neden Mehdi’nin zuhuruyla beraber birden bire bu açıklamalar kesildi. İşte bunun da kökeninde
SUNUCU: Hocam, zuhur dediniz.
ADNAN OKTAR: Bence zuhur etti Mehdi. Yani ben Mehdi’nin halen alenen vazife başında olduğuna dair kanaatim var. Yani Said Nursi hayatında hiç yalan söylememiş, adam ve bir kişi… Adam demeyim Allah affetsin muhterem bir insan, hiç hayatında yalan söylememiş bir insan ve her dediği doğru çıkmış bir insan yani hiç bir dediği çıkmamazlık etmedi. Bu konuda bütün dedikleri çıktığına göre, hadislerin bütün açıklamaları olduğu gibi çıktığına göre, Kuran’da İslam Birliği’nin mutlaka oluşacağını söylediğine göre, Kuran’da 10’un üzerinde ayet var İslam Birliği’nin oluşacağına dair ve zaten Yusuf Suresi de, Zülkarneyn’de, Süleyman kıssası da İslam’ın dünya hakimiyetini anlatır. Yani Yusuf kıssasında doğrudan Mehdi anlatılır. Zülkarneyn’de Mehdi anlatılır. Süleyman Kıssasında yine nin vasıfları anlatılır.
SUNUCU: Zülkarneyn Hazretlerinin de biraz dünya ölçeklerinde her yere tebliğin ulaştığı konusu da söz konusu eğer yanlış bilmiyorsam hocam.
ADNAN OKTAR: Evet evet.
SUNUCU: Evet bir hadiste ümmetimin içinde… Hocam bunu sormadan bir şey daha geldi aklıma
ADNAN OKTAR: Evet buyurun.
SUNUCU: Gene bu suallerden benim aklımda kalanlar, Nuh tufanı ile alakalı, biz Nuh tufanının bütün dünyanın sular altında kalması olarak biliriz. Ama bir kavle göre de Nuh tufanı sadece Mezopotamya’da hâkim oldu. O Mezopotamya bölgesinde etkin olduğunu biliyoruz. Yani bütün dünya sular altında... Fizik olarak düşünüyoruz zaten şimdiki teknolojik ölçülerle düşündüğümüzde de çok mantıklı gelmiyor ama gene de bilenlere sormak lazım bunu diyoruz Nuh tufanının ölçeği, ölçüsü dünya mıdır, yoksa belli bir bölge midir? Mezopotamya gibi.
ADNAN OKTAR: Tabii ki, küçük bir bölgede oluşmuştur. Tufan yani öyle bütün bir dünyayı kaplayan bir olay değildir. Ama yeri tam belli değil yani Karadeniz bölgesinde de olmuş olabilir çünkü bir iç deniz oluşturmuş olabilir. Mesela Karadeniz’in olduğu bölgede olmasını da iddia edenler var. Başka iç denizler de de olabilir şeklinde söyleyenler var yani ani olarak bir bölgeyi suların basması yağmurların yoğun olarak yağması sonucunda o bölgenin tamamen sular altında kalmasıyla oluşmuştur bu. Nuh da ihtiyacı olan hayvanları kendi oluşturduğu o büyük gemiye almıştır. Mesela bir çift koyun, bir çift efendim sığır, neyse orda ihtiyacı olan yani mesela bir çift tavuk horoz, ilerde ihtiyacı olacak her türlü hayvandan almıştır. Yani bütün dünyadaki hayvanları toplamamıştır. Halk öyle bilir mesela bütün dünyayı kapladı ve bütün dünyadaki hayvanları içine koydu. Öyle değil. Bir süre sonra hem yağmur dinmiştir, hem bu su baskını kalkmıştır. “Ey gök suyunu tut şeytandan Allah’a sığınırım, ey yer suyunu yut”. Yani Kuran’daki geçen bir ifadedir bu. Bu emir Cenab-ı Allah’ın bu ilahi emri Cenab-ı Allah’ın bu açıklaması üzerine bu sözü üzerine bu olay durmuştur ve son günde onlar nohut, bulgur, mercimek bütün yiyecekler bitmişti, çok az kalmıştı. Hz Nuh hepsini toplayıp bir kazana doldurttu
SUNUCU: Aşure
ADNAN OKTAR: Evet aşure hepsini doldurdular onu kaynattılar Müslümanlar ve onlar eşit olarak dağıtıldı bu da aynı zamanda Müslümanlarda sosyal adaletin mükemmel bir uygulamasının nasıl olduğunu göstermesi açısından da önemlidir.
Sosyal adaleti insanlar buradan öğrenmişlerdir. Sosyal adalet kavramını kimse bilmiyordu. Okuyan araştırmacılar herkes buradan öğrenmiştir. Daha öncede yani bu iddia ile ortaya çıkan felsefeciler de buradan öğrenmiştir. Yani herkes yiyeceklerini getirip veriyor ve kaynatılıyor ve herkese eşit olarak dağıtılıyor yani tam bir sosyal adalet
SUNUCU: Cudi meselesi o zaman, bizim bildiğimiz Cudi dağı ile bir alakası yok. Yükseklik anlamında bir kavram
ADNAN OKTAR: Cudi dağ. Dağ anlamına geliyor zaten. Herhangi bir dağ. Allah biliyor yani o emin değiliz yani Cudi dağı olduğundan Ağrı dağı da olabilir, Cudi dağı da olabilir, başka bir dağ da olabilir. Bu bölgeden birisi ama muhtemelen o gemiden parçalar bulunacak Mehdi devrinde, yani buna işaret var. Yani muhtemelen fosilleşmiş tahtalar, ağaçlar yani o geminin gövdesine ait ve bulunduğu yere ait diğer detayları da bulunacak inşaAllah. Çünkü Tevrat’ın gerçeği bulunacak, İncil’in gerçeği bulunacak, ahit sandığı bulunacak, bu dünyanın en büyük olaylarından bir tanesidir. Yani ahit sandığı yeri göğü birbirine katacak bir olaydır. Çok çok büyük bir olaydır. Altından yapılmış iki tane uzun kulpu olan, böyle kanatlı çocuk figürleri olan, som altından yapılmış yani saf altından yapılmış, büyükçe bir sandıktır. İçinde Hz Musa’nın kutsal emanetleri ve asası, birçok emanet bunun içindedir. Ve bu saklanıyor şu an, yani muhafaza altında. Mehdi devrinde ortaya getirilecek herkesin gözü önünde açılacak, Musevilerin hemen hemen tamamına yakını bu olay üzerine Müslüman olacaklar. Tevrat’ın gerçek yazıları bulunacak yani orda Kuran ahlakı ve Kuran’a uygun üslubu gördüklerinde bütün Museviler İslam’a dönecekler. Bunun yaklaştığını da görüyoruz İnşaAllah, bu devrin yaklaştığını da görüyoruz inşaAllah.
SUNUCU: Geçen programda zaten hocam bölge olarak yer olarak da bir işaret de gelmişti sizden ama
ADNAN OKTAR: Evet Teberiye Gölü’nün dibinde yani Teberiye Gölü’nün çamurlarının altında yani o şeyin altında ki, emin bir yerdir orası bak yüzyıllardan beri yeri de söylendiği halde bulunamıyor. Yani kimse de bakamıyor daha hala da kimseye nasip olmadı oraya bakmak. Teberiye Gölü’nün alt zemininde duruyor. Bir de Antakya’da mağarada kutsal emanetler var. Antakya’da bir mağarada. O da bulunacak bakın onu da bulamıyorlar çünkü zaman gelmeden Allah hiçbirini nasip etmez. Mesela bak İslam Birliği oluşamıyor. Türk İslam Birliği’nin oluşmasının belirli bir vakti var. Mesela İslam Birliği’nin manevi lideri Mehdi’dir. Başka hiç kimseye liderlik veremiyor. Mesela İslam âlemi toplanıyor birleşemiyorlar. Ne yaparsa yapsınlar birleşemiyorlar. Kaderlerinde yok çünkü. Aslında çok makul çok da mantıklı yani bir manevi lider seçebilirler, ama seçemiyorlar. Mehdi konusu evet, Musevi kaynaklarında da geçer, oradan da örnekler veriyim. Mesela Talmut Sota 49/2’de onlar Mesih diye geçiyor, biz Mehdi Mesihle aynıdır. Mehdidir. Onların beklediği Mehdi ile Mesih’in farkı yoktur. Mehdi’nin çağı gelmeden önceki sürede pahalılık artacak, bakın Musevi kaynağı Talmut’ta. Mehdi ceplerde metelik bitene dek gelmeyecek. Talmut yine 97’de Mehdi’nin geldiği nesilde her bir yeni kötülük diğeri bitmeden hızla gelecek, yani sürekli kötülükler gelecek diyor. Talmut’ta yine 97/a. Mehdi ne zaman gelecek cevap verdi kötülük o insanların üzerini sarıp örttüğünde, nehir gibi birçok belaya sarılmış bir nesil gördüğünde, bakın nehir gibi birçok belaya sarılmış bir nesil gördüğünde onu Mehdi’yi bekle ve hazırlan, çünkü şöyle yazılmıştır kurtarıcı gelecek Mehdi’nin geleceği yıl yedi yıllık sürenin sonunda, geleceği yedi yıllık sürenin sonunda yedinci yılda, savaşlar yedi yıllık sürenin bitiminde Mehdi gelecek, insanların yıpranmış olduğuyla da ilgili bir şey de var yine Talmut’ta. Mehdi sadece dünyevi bedendeki bütün ruhlar yorgun düşünce gelecek yani manen insanlar iyice çökünce, perişan olunca gelecek diyor. Mehdi yalnız tümüyle kötü yolda bir nesil geldiğinde çıkacak. Yine Talmut’ta 98. Bozulmakta olan bir nesil gördüğünüzde Onun Mehdi’nin gelişini ümit edin. Mehdi’nin çağı gelmeden önceki sürede arsızlık artacak ve haysiyet azalacak Talmut’ta yine bu: Mehdi’nin çağı gelmeden önceki sürede ilim merkezleri ahlaksızlık için kullanılacak. Mesela Darwinist, Materyalist bir şey oluşturuyorlar fakat ateizm için ahlaksızlık için bazen bazı yerlerde bunu kullanıyorlar. Mehdi’nin geleceği nesillerin tüm devletlerin çoğu dinini minim dinini ateizmi kabul edecek. Bak minim dini de deniyor Tevratta ateistlik, Allah’ı tanımama, dinini kabul edecek ve verilen öğütlerden yüz çevirecek 97’de. Ayrıca da yine ben geçenlerde de okumuştum. Şu anki ateist Siyonistlere de işaret ediyor Tevrat, onu geçenlerde okumuştum. Yine okuyorum. Bundan ötürü egemen Rab şöyle diyor. Madem beni unuttun bana sırt çevirdin. Sen de ahlaksızlığının fahişeliğinin cezasını yükleneceksin, şu an kan döken kişilere ateistlere İsrail’deki ateistlere sesleniyor Tevrat. Rab Bana seslendi. Öyleyse onlara iğrenç uygulamalarını bildir. Tayyip Erdoğan’ın da yaptığı budur. İğrenç uygulamalarını bildiriyor onlara
SUNUCU Bir anlamda da tebliğ
ADNAN OKTAR: Tabii. Çünkü fahişelik ettiler, kan döktüler diyor. Kan döktüler, putları ile fahişelik ettiler. Bana doğurdukları çocukları yani Allah rızası için doğurdukları çocukları Müslümanların, yiyecek olarak putlarına sundurdular, öldürdüler onları diyor çocukları. Hezikel 23–35 ve 37, Mesela yok olmuş sevgi diyor, o devirde sadakat yok olmuş, Tanrı bilgisi yok olmuş, lanet, yalan, adam öldürme, hırsızlık, zina almış her şeyin yerini zorbalık ediyorlar kan üstüne kan döküyorlar, Allah onları lanetliyor, günahları ile besleniyorlar, onların suç işlemesini istiyorlar, tutukları yol yüzünden cezalandıracağım onları, yaptıklarının karşılığını vereceğim diyor Allah.
SUNUCU: Hocam bu kaynaklar, şu anda bulunan yani bir kitapçıya gittiğimiz zaman alınabilen kitaplardan mı?
ADNAN OKTAR: Tabii tabii, internette de bulabilirsiniz.
SUNUCU: Hocam şimdi yine tam da bu konuyla alakalı bir şey Allah dini peygamberlerine vahiy ile bildirmiştir. Bu kuşkusuz böyle. Vahiy gelen son peygamberin Hz. Muhammed (Sav) olduğunu biliyoruz. Ahir zaman nasıl olacak diyor ve bu arada Hz. Mehdi’ye vahiy gelmeyeceğine göre ona verilmiş özel bir ilim var mıdır? Az önce cevaplamıştı hocam ama.
ADNAN OKTAR: Mehdi’nin ilmi samimiyet ilmidir. Samimiyet, samimiyetin derinliğini bulacaktır Mehdi dolayısı ile Vehbi bir ilme sahip olacaktır. Said-i Nursi öyle kapsamlı bir ilme sahip olacağını söylemiyor Mehdi’nin hazır eserlerden istifade edecek diyor. Hazır bilgilerden istifade edecek diyor yani,
SUNUCU:Genel anlamda…
ADNAN OKTAR: Evet böyle bir yani medrese eğitimi görmüş bizim bildiğimiz klasik âlim görünümde olmayacak diyor. Hatta Risale-i Nuru da diyor hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek diyor. Çünkü diyor vakit ve hal müsaade etmez diyor. Onun mücadelesinden dolayı vakit ve hal müsaade edemez diyor. Ondan evvel bir tahife bir cihette bu görevi görecek, onların uzun tastikatı ile hazırladıkları eserleri hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecek diyor ve şu an baktığımızda, mesela bir çalışma olduğunda bir şey olduğunda biz tabiî ki 8-10 lisan bilen birkaç üniversite bitirmiş, medrese eğitimi bitirmiş, böyle bir hoca beklentisi içersinde oluyoruz. Mehdi’nin her yönü şaşırtıcıdır. Said-i Nursi onun için Mehdi’ye acip şahıs diyor. Yani acayip insan, yani garip insan, şaşırtıcı. Hiçbir cihette diyor ahir zamanında o acip şahsı gibi olamam diyor. Hiçbir cihette diyor. Yani bu ifade muazzam bir ifade Said-i Nursi’nin bu ifadesi acip şahıs
SUNUCU: Evet isabet var. Evet, Hocam selam demiş Aleynavealeyküm selam. Ben Hıristiyanım
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam
SUNUCU: Ve namaz kılmam gerekiyor mu? Demiş cenneti umabilmek için neler yapmalıyım. Arkadaşlarım teslise (bunu anlayamadım) inanıyor. Bense bunun için, bunun doğru olmadığını biliyorum sizin kitaplarınızdan öğrenmiştim. Saygılar Ester Bahar, İstanbul
ADNAN OKTAR: Ama haklı Kardeşimiz yani aklı başında bir insan, yani Hz.İsa uyku uyuyor, yemek yiyor, doğal ihtiyaçları var, Allah’a dua ediyor, Allah’tan korksunlar, Allah olmadığı belli Hz İsa’nın, yani beş yaşında çocuk olsa bilir bunu, değil mi? Tabiî ki aklı başında kardeşimizi de tebrik ederim. Allah razı olsun. Namazlarını kılsın, Kuran’a tam uysun, İncili’de okusun ama Kuran’a uygun yönlerini kabul ederek okusun. Kuran’a uygun yönleriyle Hz İsa’yı anlasın.
SUNUCU: Fakat Hocam dört tane İncil var yani hangisini doğru kabul edeceğiz yani hangisini
ADNAN OKTAR: Tabii. Yani Kuran’a uygun ne varsa baksın Kuran’a uygun ne varsa kabul etsin ama Kuran’a uygun olmayan bir şeyi
SUNUCU: Örtüşen
ADNAN OKTAR: Evet örtüşen ne varsa kabul etsin, ama örtüşmüyorsa uzak dursun
SUNUCU: Evet hakikaten namaz kılmam gerekiyor mu? Namaz hocam dinin direği denilir.
ADNAN OKTAR: Tabi
SUNUCU: Bize öğretilirken de öyle denilir. Sübyan mekteplerinden başlayan bizim bir elemtere den aşağı öğrendiğimiz namaz sureleri, işte namazı kılabilme bu şeklen gelişen bir şey tabi ki, genlerde var, ruhta var öğretiliyor o samimiyet belki enjekte ediliyor bizlere ama şu var hocam şimdi düşündüğümüz zaman en büyük sıkıntılardan biri yani bir küfür diyelim karşımıza geçtiği zaman kendi tezlerinde kendi düşüncelerinde çok rahat hareket edebiliyor ama bizler tabi sözüm önce kendime özellikle kendime bazı konularda da hakikaten fukara hakikaten yoksul olduğumuzu düşünüyorum. Söz gelimi biri bana işte beş vakit namazda hep okuduğumuz surelerden biri Elhamdülillahi Rabbil Alemin işte ne bu kardeş yada işte Subhaneke Allahümme ne felan dediğimizde biz bunları mealen bile bilmediğimizi ekseriyet anlamında fark ediyoruz bunun bir eksiklik olduğunu ibadet edecek kadarının Farz-ı Ayn olduğunu biliyoruz. Peki hocam bunun yeterlimi ki, neden böyle bir düzeneğe geçmişiz, önceden Osmanlıcamız varken, işte Kuran eğitimi, din eğitimi okuduğunu insanlarımız anlıyabilirken birazda yozlaşma gibi bir ifade kullanmak istiyorum belki çok uygun bir ifade değil ama bu hale gelişin müsebbibi kimlerdir, nedir yada niye böyle olmuştur? Ya da doğru mudur?
ADNAN OKTAR: Bunun müsebbibi Darwinizm olmuştur, metaryalizm olmuştur, Masonluk olmuştur Siyonizm olmuştur. Yani insanların Arapçayı bilmesi onların imanlı olması için yeterli olmuyor. Yani Kuran harflerini tanıyor olması da Müslüman olması için yeterli olmuyor Suriyede de Irakta da Koministler hakimdi bunların ana dili Arapçaydı Filistinde de koministler hakimdi efendim Afganistan da yene koministlerin kontrolündeydi. Dolayısıyle Arapça bilmenin dışında çok coşkun bir muhabbetle Allah’a bağlı olup Allah’tan korkmak esastır.
SUNUCU: Mealen anlayabilme anlamında
ADNAN OKTAR: Ama istiyen çok rahat Kuran harflerini öğrenebilir hatta benim kanaatim yani on günde onbeş günde öğrenebilirler yani çünkü Çinceyi gidip öğreniyorlar Japonca öğreniyorlar en zor dileri öğreniyorlar. Yani Kuran harflerinimi öğrenemiyecekler yani son derece kolaydır.
SUNUCU: Son derece kolay
ADNAN OKTAR: Tabi çok çok kolay sadece surenin, bir sure bile bilmiş olsa onunla namaz kılınır, bir sure bile bilmiş olsa olur ki son derece kolaydır kısa surelerden mesela ihlas suresini bilmesi fatihanın…
SUNUCU: Kevser Suresi
ADNAN OKTAR tabi Kevser Suresini bilmesi Fatiha’nın bir kaç ayetini bile bilmiş olsa, anlamını bilmiş olsa o namaz geçerli olur inşaAllah.
SUNUCU: Yani aslında getireceğim konu şuydu hocam, bunla beraber işte müspet ilimlerden de İslam’ı, Allah ilmini bilimsel olarak da anlayabilme geçen programlarda söyledik ben hemen elimin altında böyle “Yaratılış Atlası” na da baktığım zaman işte bu hayvanlar alemi, işte bitkiler alemi, mesela bir çiçeğe tutup sen bu sene çiçek açtın ama dur çiçek kardeş ya bu seferde gül aç deme şansımız yok çiçek çiçek gibi işte özür dilerim bir elmaya sen bu mevsimde armut ol yani ben elmaya ihtiyacımı geçen gün fazlasıyla gördüm gibi bir yaptırım gücümüz yok. Böyle bir şey yapabilme şansımız yok her şeyin kendi verildiği programda kendine yüklenen programda geliştiğini her şey Alah’ın ilmi dahilinde olduğunu bilmenin de bir zorunluluk boyutlarına geldiğini söyleyebilir miyiz?
ADNAN OKTAR: İşte annelerin, babaların titizliği gerekir yani çocuklar küçük yaşta Kuran harflerini çok rahat öğretebilirler. Her mahallede bir Kuran Kursu oluyor göndersinler yani beş günde, on günde, on beş günde çocuklar çok zeki oluyorlar keratalar küçükken hemen öğrenirler.
SUNUCU: Ağaç yaşken eğilir misali.
ADNAN OKTAR: Tabi tabi tabi.
SUNUCU: Peki hocam çok teşekkür ediyoruz inşaAllah soruları bizde fazla uzatmıyoruz. Evet Adnan bey demiş ben Amerika’dan sizi internetten izliyorum adım Tayfun Boztepe Tayip Erdoğan’ın Davos’daki açıklamasının ardından sizce İsrail ve A.B.D’deki Yahudi lobisi bize nasıl tavır alabilir? Biz onlara nasıl davranmalıyız? Güzel bir soru. Bu bu tavrın karşılığında bir bedel öder miyiz gibi bir anlam çıkıyor bundan hocam.
ADNAN OKTAR: Tevrat da, şöyle bir izah vardır: Hasmına saldırmadan önce onu barışıklığa davet et der. Yani barış ondan önce der. Yani biz ne yaptık böyle, böylemi olacaktık, özür diliyorum yani vazgeçtim tavrımdan, beni affet der. Ve ondan sonra o atağa geçer. Yani bu düşünce içerisinde hareket etmek lazım. Ama ateist Siyonistlerin bir özelliği vardır, çok korkaktırlar yani aşırı derece korkaktırlar. Bizim yapacağımız şey dindar Musevilere daha iyi sahip çıkmaktır. Onları yanımıza çekmektir. Yani daha coşkun daha samimi daha kararlı olarak onları yanımıza çekmek ve onları çok iyi muhafaza edeceğimize, koruyacağımıza dair onlara güvence vermektir. Çünkü ateist siyonistlerin şöyle bir planı var yani bak bu çok açıktır ben bununla ilgili şimdi kitapta hazırlıyorum çok detaylı 144 bin Musevi’nin dışında hepsini öldürmeyi planlıyorlar. Bakın 144 bin Musevi’nin dışında tamamını öldürmeyi planlıyorlar ve Armegedon savaşına hazırlanıyorlar şuan, biz buna müsaade etmeyeceğiz. Musevileri öldürtmeyeceğiz.
SUNUCU: Bunu birde başka yerlere de fatura etme gibi de bir durum söz konusu olabilir aynı zamanda.
ADNAN OKTAR: Yok yok önce Müslümanları ezmeyi düşünüyorlar, sonra Musevilerle baş başa kalmayı düşünüyorlar, sonra da onları ezmeyi düşünüyorlar. Yani böyle bir karanlık planları var bunu harunyahya.org, harunyahya.net`tende görebilirler ben yarın veya öbürsü gün detaylı olarak internete onu koyayım, oradan görsünler demin anlattığımda Tevrat’taki o açıklamalar Mehdi ile ilgili açıklamaları onu da görebilirler.
SUNUCU:Halbuki hocam geçmişte bunla ilgili çok güzel bir örnek var bütün dünyanın Yahudi alemini reddettiği, dışladığı, vatansız, topraksız kaldığı dönemlerde özellikle endülüste işte İstanbul’da Anadolu’da diyelim işte Sina o bölgelerde Osmanlı sahiplenmiş, Osmanlı belgeli bir himayenin altına alıp gerekeni yapıp kayırmış kollanmıştır. Ama şimdi biraz farklı pozisyon.
ADNAN OKTAR: Bakın çılgınlığa bakın hem de sayıyla tespit etmişler 144 bin 145’te değil. 144 bin tanesini ayıracaklarmış ve hepsini yok edeceklermiş yalnız bu öyle usulen söylenmiş bir söz değil üç beş kişinin sözü değil bu geniş çaplı bu yönde hazırlıkları var şuan, hazırlanıyorlar. Biz işte buna müsaade etmeyeceğiz Mehdi’nin de görevi budur, Müslümanların da görevi budur, Türk İslam Birliği’nin görevi de budur. İnşaAllah bizlerinde görevi budur.
SUNUCU: Bir anlamda belki bizim karşı çıktığımız düşüncenin savlarından fikir alınabilir ama halkların kardeşliği diğer anlamda da hani kavmin kavme üstünlüğü fetvada gibi bir çağrışım yapıyor yani insanları ayırmak yok, ırksal düşünce yok ayrı gayrı yok. “Hocam elçi, Resul ve Peygamber arasında ne farklar var?” demiş “bu konuda kafama takılır hep siz, siz nasıl yorumlarsınız?” demiş. Esra Dönmez İstanbul’dan soruyor bu soruyu. İsterseniz tekrarlayabilirim. “Elçi ve Resul ve Peygamber arasında ne farklar vardır hocam?” diyor.
ADNAN OKTAR: Evet, elçi Resul ve Peygamber, bir kere Peygamber her ikisini de kapsayan bir ifade Nebi ve Resul vardır yani bir kitaplı peygamber vardır yani kitap getiren Peygamber vardır birde kitaplı Peygambere uyan Peygamber vardır. İki tür Peygamber vardır.
SUNUCU: Anladım. Zaten Ezan-ı Muhammet’te de küçücük bir işaret var.
ADNAN OKTAR: Evet
SUNUCU: Hocam ben çevremdeki tanıdıklarımın evlerinde Kuran’ın raflarda kapalı kutularda saklandığını gördüm diyor. EyvaAllah çok güzel ya da Vitrinin üst rafına –dekor gibi dimi- terk edilmiş üstü tozlanmış bir şekilde. Kuran bizim rehberimiz ama neden okumaktan kaçınılıyor. Her zaman başucumuzda olması, sürekli okumamız gerekmiyor mu? Ne düşünürsünüz bu konuda” demiş. Ali Geçmiş. Buda Üsküdar’dan gelen bir mail hocam.
ADNAN OKTAR: Evet ezanda dediğiniz gibi öyle büyük bir işaret vardır Nebi ve Resul konusunu
SUNUCU: Eşheduenne Muhammeden ResulAllah
ADNAN OKTAR: Muhammeden ResulAllah evet orda açıklar. Yani bir yönüyle açıklanmış olur inşaAllah. Sorunuzu bir daha sorarsanız.
SUNUCU: Kuranı Kerim diyor hocam evlerde diyor Ali Geçmiş kardeşimiz vitrinde rafın üstünde kapalı. Sürekli okumamız gerekiyor ama biz süs eşyası gibi duruyor hani Kuran’dır almışız, yüksek bir yere koymuşuz ama onu açıp çevirme en azından bizde eski büyüklerimiz öyle derdi “hiç değilse boş çevirin sayfalarını” derlerdi ama biz bunu yapmıyoruz sürekli okunması gerekmez mi diyor. Ne düşünürsünüz bu konuda? Diyor.
ADNAN OKTAR: Kuran okurlarsa Müminlerin içleri açılır her zaman Kuran’ı okumakta fayda var çünkü bereketi vardır, insanın ruhunu açar ibadettir ama hüküm çıkartmaya kalkmak doğru olmaz mutlaka mezhebe uyacaklar Hanefiyse Hanefi, Malikiyse Maliki Şafiyse Şafi hangi mezhepteyse ona göre hareket edecek ama bunun dışında Kuran’ı okuması ondan istifade etmesi çok çok güzel olur. Mesela herhangi bir mesela; şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman Rahim olan Alah’ın adıyla. Ey Peygamber diyor Cenabı Allah “Allah’tan sakın kafirlere ve münafıklara itaat etme.” Mesela münafıkların önemi ve kafirlerin önemini vurguluyor. “Şüphesiz Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Sana Rabbinden vahyedilene uy. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Allah`a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.” Mesela bir Müslüman bunu okusa ne kadar içi açılır bak.
SUNUCU: En azından mealen değil mi hocam.
ADNAN OKTAR: Evet Allah’a tevekkül et. Tevekküllü olması gerekiyor. Vekil olarak Allah yeter Allah’a bırak kendini diyor. Ne kadar güzel “Allah bir adamın göğüs boşluğunda iki kalp kılmadı. Ve devam ediyor ayette Mesela “Peygamber müminler için kendi nefislerinden daha evladır. Yani mesela Peygamberimize biz laf söyletmeyiz çok severiz ayet ne diyor” kendi nefislerinden daha evladır. Yani biz canımızı veririz çok rahat bunun anlamı budur.
SUNUCU: Hiç tanımadığımız görmediğimiz bir insan dimi hocam çok enteresan değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabi görmediğimiz tanımadığımız halde rahatça gözümüzü kırpmadan canımızı veririz. Peygamber için. “Ve onun zevceleri de onların anneleridir.” Mesela Hz. Ayşe annemiz yine annelerimiz hepsi bizim annelerimizdir. Mesela annemiz olduğunu belirtiyor mesela ne kadar güzel bir şey onları anne olarak sevmek ne güzel. Bu şekilde yani okuduğumuzda hep içimizi açar, güzel ahlakı öğreniriz. Mesela “görmüyorlar mı biz suyu çorak toprağa sürüyoruz da onla ekin bitiriyoruz ondan hayvanları kendileri yemektedir yinede görmüyorlar mı? “Ondan hayvanları kendileri yemektedir”. Mesela ekin bitiyor hayvanlar da yiyor sizde yiyorsunuz diyor bize bir nimeti hatırlatıyor Allah. Hayvanları hatırlatıyor hemen gördüğümüzde biz koyunlar, sığırlar aklımıza geliyor Allah’ın yarattığı nimetleri hatırlıyoruz. Toprağı sürüyoruz diyor bak “Biz suyu çorak toprağa sürüyoruz”. Demek ki, biz suyu biz götürmüyoruz, Allah ben yapıyorum diyor yani bize o şekilde gösteriliyor dış mekan da var gerçeği ama Allah bizim beynimizde onu yaratıyor. Allah bu gerçeğe dikkat çekiyor. “Toprağı sürüyoruz da onunla ekin bitiriyoruz”. Biz yapıyoruz diyor Allah ekini. Ben bitiriyorum diyor, inşaAllah. Mesela ayette diyor ki şu ayeti okuyum “Derler ki: Eğer doğru söylüyor iseniz şu fetih ne zamanmış?” Ne zaman İslam hakim olacak, ne zaman Türk İslam Birliği olacak, diyorlar ya “De ki: Fetih günü inkar edenlere o gün inanmaları bir yarar sağlamaz ve onlara” diyor “bi süre tanınmaz, öyleyse sen onlardan yüz çevirip bekleyedur gerçekten onarda beklemektedirler”. Yani mutlaka olacak diyor Allah inşaAllah hâkimiyet inşaAllah.
SUNUCU: Ben nurumu tamamlarım deyişi. Evet asında bazen hocam oluyor bu bilemiyoruz yani sanki Rabbim sorma sonra sorarsın zamanı değil gibi mi? Geliyor sual sonra böyle bir tarafta takılıp kalıyor soramıyoruz.
ADNAN OKTAR: Sorun sorun niye?
SUNUCU: Toparlayabilsem yani o yetiyi kendimde bulsam hemen sorucam da hocam bir sorum olacaktı demiş acaba ahir zamanda Deccal nereden çıkacak bu konuda beni aydınlatabilir misiniz? Ali AK böyle soruyor hocam.
ADNAN OKTAR: Mesih Deccal Kudüs’ten çıkacak asıl çıkış yeri Kudüs’tür, ama şuan Kudüs’le Amerika arasında mekik dokuyan bir Deccal var ama asıl Mesih Deccal yani bir gözü kör olan ve alenen görünen ve haşa ilahlık iddia edecek Allahlık iddia edecek olan Deccal’in çıkışına daha var çünkü Hz. İsa’nın inişine daha var. Fakat Mehdi’nin muhatap olduğu Deccal çıktı yani o Said-i Nursi onu açıklıyor Darwinizm ve Materyalizmdir diyor. Yani Darwin’dir ve onun komitesi vardır diyor. İste Marx, Lenin Stalin ve diğer hanpaları Mao efendim…
SUNUCU: Stalin
ADNAN OKTAR: Apo Abdullah Öcalan
SUNUCU: Hocam aslında çok çok iyi bir konu, yani benim aklımda olanları da biraz toparlayabilmem anlamında. Apo dediğiniz için hemen onu söyleyeceğim, adını bile anmak istemiyorum aslında. Şimdi Marksizme bakıyoruz, işte bunun temel öğretilerine bakıyoruz. İşte sınıf kavramlarından başlayan, işte yedi tane, el büyüklüğünde bir küçücük kitap, daha sonra gidiyor işte sosyalizm, işte proletarya diktatörlüğü, işte onun aşaması, sınırsız sınırsız bir devlet, işte o diyalektik materyalizmleri, işte komünist manifestoları, devlette devrim ya da diğer bir adıyla. Bakıyoruz bunu savunan ülkelere, ama Sovyetlerde proletarya diktatörlüğünden sonra ya da o halk Bolşevik ihtilalinden sonra sosyalist sisteme geçildi. Hatta dün televizyonda izledim ben, bir bayan sanatçı, Özbekistan’da yaşayan bir sanatçı, “ben 20-25 yaşına kadar kimliğim hakkında, tabiatım hakkında hiçbir bilgim yoktu, elimde sadece bir Rus kimliği, bir Rus pasaportu. Ben bir Rus olduğumu düşünüyordum. Başka da hiçbir şekilde bir şey öğrenmem söz konusu değil diyordu. Daha sonra tabiî Türki devletlerin bağımsızlığını ilan etmesiyle bazı şeyler de değişiyor. Ama Sovyet devriminden sonraki sosyalizm ile Çin’deki devrimden sonraki sosyalizm, çok enteresan ikisi de Sosyalist, ikisi de Marksist, ikisi de Leninist, İkisi de manifesto okuyor, ikisi de yine diyalektik materyalizme, Leninizme, buna benzer öğretilere işte kavramlara inanıyorlar, böyle yaşama biçimleri sergiliyorlar. Ama biri birine sosyal faşist diyor, biri birine bilmem ne diyor, İkisi de birbirini sevmiyor.
ADNAN OKTAR: Kominizmin kökeninde zaten çelişki vardır, tez antitez sentez inancı vardır. Onlar kendi içerisinde de bölünürler. Mesela Maoucular da kendi içlerinde bölünüyorlardı, birçok fraksiyona ayrılıyordu. Mesela her terörist örgüt kendi içinde fraksiyona ayrılır, yani o çatışma geleneğinin, çatışma inancının gereği olarak bunu yaparlar. Ve mutlaka onu oluştururlar. Yani o kendi teorilerinin gereğini yerine getirmiş oluyorlar, başka bir şey değil. Ama Marksist Leninist düşünce şuan çok ilkel bir düşünce olarak kaldı artık, yani tarihe geçti. Çünkü aileyi reddeden, dini reddeden, devleti reddeden bir sistemdi ve komünal yaşamı esas alıyordu ve namus kavramı olmasın diyordu, nikah olmasın, evlilik olmasın çünkü aileyi onu çok önemli bir hedef olarak görüyordu, yani aileyi dağıtmak aileyi kabul etmiyor ve komünal yaşamı esas alıyorlardı. Yani ilk dünyanın yaratılışında göya işte insanlar hayvanlar gibi yaşıyorlardı diyorlar, yani ellerinde baltalarla falan herkes herkesle ilişkiye giriyordu, aile kavramı yoktu diyorlar. Biz o ilk hayvani döneme dönmek istiyoruz gibi bir inançları vardı. Halbuki her dönemde dindarlar vardı, her dönemde vahşi adamlar vardı, her dönemde dini tanımayanlar vardı, her dönemde de çok takva, güzel yaşayan insanlar vardı. Halen de öyledir, halen de mesela Afrika’da yine öyle komin hayatı yaşayan vahşi insanlar var, iç kısımlarına girildiğinde özellikle. Birçok yerde.
SUNUCU: Avustralya’da hocam aborjinler
ADNAN OKTAR: Hatta şehir içlerinde bile yaşayanlar var böyle. Satanistler de var, yine bazı komünistler de biz bunları görüyoruz. Yani zaten yaşadıkları hayat yani o tarzda oluyor. Onun için komünistlerin bu bilimsel görünümlü sözleri onların bir büyüsüydü. İşte çelişki mesela heyecanlandırıyor onları, mesela diyalektik materyalizm, diyalektik kelimesi yani bilimsel olduğu için kendilerince ilk cahillikten ortaya çıkan, insanlar cahil zeminden gelen insanlar için bu kelimeler çok büyüleyici etki yapar. Mesela proletarya devrimi, mesela Marks’ın kapital kitabını okudun mu? “Das Kapital” mesela Almancası o şekilde. Okudun mu? İşte baştan sona kadar okudum. Okusan okusan nedir? Yani bir buçuk kiloluk bir saman yığını gibi bir şey. Aynı lafı sürekli tekrarlayarak çok kısa ve özetle “milletin malını mülkünü alıp paylaşalım, milletin aileleri de dağıtalım, millet kavramı da kalmasın, aile kavramı da kalmasın, din kavramı da kalmasın.” Adam bunu özetle anlatmış. O kadar yani söze lafa ne gerek var. Şu kadar bir şey doldurmuş, bomboş izahlar.
SUNUCU: Asıl beni düşündüren, şöyle bir konu hocam, müsadenizle, şimdi bakıyoruz bizim memleketimizde böyle 30 bin kişinin katili dediğimiz bir insan, çoluk çocuğa kurşun sıkan, ki, hala medyada basında televizyonda görüyoruz bir bebenin kurşunlanmış bir bebenin meftasını, o gül gibi çocuğun resmini görüyoruz her yerlerde. Bu insan bir Marksist. Şimdi bakıyoruz bunun için de bizim meclisimizde bunun adına özgürlük isteyenler ve buna benzer bir sürü kavramlar. Hocam, dost nedir düşman nedir artık bunu ayırt etmenin zamanı gelmedi mi, geçmedi mi? Bütün bütün izimler için de söyleyebiliriz bunu yani. İnsanların yararına olmayan bütün felsefeler bütün düşünceler için de konuşabiliriz. Sonuçta bir ak vardır bir kara vardır, yani bir Rahman olan vardır bir de Rahman’dan olmayan vardır. Bunun ötesindeki kavramların artık böyle ayan beyan ortalıkta olması görünmesi zamanı geçmedi mi?
ADNAN OKTAR: Cahil halka Stalinist, Marksist izahlar Anadolu’da, Güneydoğu Anadolu bölgemizde yoğun olarak yapılıyor. Yani bir komünist propaganda var. Buna karşı anti-komünist, anti-darwinist, anti-materyalist propaganda yok. Halk da öyle süslü laflardan, cahil insanlar etkilenebilirler. Demin söyledim işte proletarya devrimi, çelişki, tez anti tez, sentez şu bu falan böyle ilginç laflar, ilginç sözler. Mesela ekonomi politik bilmem ne böyle yani ilk defa duyan bir insan, cahil zeminden gelen bir insan için bu modern dünyaya ilk adımdır. Halbuki modernliği kalmış mı? Bu 1800’lerde ortaya atılmış, daha mikroskobun gelişmediği, bilimin hiç gelişmediği, paleontolojinin, jeolojinin diğer bilimlerin gelişmediği, biomatematiğin olmadığı bir dönemde üç beş tane köylünün ortaya çıkıp, yani köylü derken köy zemininde yetişmiş fakat araştırma yapmamış kendini eğitmemiş insanların ortaya attığı düşüncelerdir. Ama mesela bazı köylüler vardır ki çok erdemlidir, araştırır inceler hatta hiç okumasa dahi çok erdemlidir. Mesela bizim Anadolu köylümüz öyledir. Tefekkürü çok güzeldir, derindir, arifdir ve kamil kişidir. Hatta bilinir bu “kamil kişi” denir. Ama bunlar öyle değiller. Bunların üzerinde bir vahşilik var yani mesela Marks’ın resimlerine baktığınızda, yüz ifadesine baktığınızda, Darwin’in yüz ifadesine baktığınızda o Bedevi karakteri görürsünüz. Yani Kuran’da Bedevi karakter olarak geçer o. Yani köylü karakteri, Bedevi karakteri. Yani tabii bunun bir daha iyi açıklanması lazım. Vahşi ruhlu insan anlamında. Ama yine söylüyorum adam mesela köyde yetişir ama kamildir, olgundur, bütün Anadolu öyledir mesela, bizim köylerimizin hepsine gittiğinizde hep arif insanlarla, olgun sevgi dolu insanlarla karşılaşırsınız. Ama bazı ülkelerde de gittiğinizde bedevilerle karşılaştığınızda yani dağda yaşayan insanlarla karşılaştığınızda vahşidirler. Bunlarda bedevi karakteri var işte. Yani Kuran’da belirtilen bedevi karakteri vardır. Buna karşı yapılacak şey çok güçlü bir kültür propagandasıdır. Özellikle şu 6.kanal, TRT 6 ‘da bu çalışma çok mükemmel yapılabilir. Ben geçen günler baktım, şarkılı türkülü programlar var. İnsanlar el çırparak eğleniyorlar. Yani bununla biz Güneydoğu’da etkili olamayız. Yani ben insanların niye şarkı dinliyorlar şeklinde bir şeyim yok, yani ne yaptıklarına karşı bir müdahalem yok, bir şey demiyorum ama yani eğer bu şekilde kalacaksa bu olmaz. Yani bu çok yazık olur bu. Bu imkanı kullanmamız lazım.
SUNUCU: Anladım. İlle de kültür ille de eğitim. İnsanların ortak noktaları,
ADNAN OKTAR: Tabi tabi.
SUNUCU: Ortak noktalarda insanları toparlayabilmek çok önemli diyoruz. Hocam, isterseniz sizi biraz soluklandıralım, şöyle kısa bir ara verelim. Evet değerli dostlarımız bundan sonra sohbetin dozunu biraz daha arttıracağız inşaAllah sevgili hocamla beraber. Ama ahirzamansohbetleri@hotmail.com ya da harunyahya.tv aklınızın bir kenarında olsun. Suallerinizi bekliyoruz. Deşin karnını, deşin artık, konuşulmadık bir şey kalmasın inşaAllah bu akşam diyoruz. Ve bundan sonra da böyle devam edecek ama kısa bir aradan sonra.
SUNUCU: Değerli dostlarımız, ahirzamansohbetleri@hotmail.com. Hemen suallerinizi bekliyoruz bu anlamda. Dediğimiz gibi harunyahya.tv den de yayınımızı izleyemeyen dostlarımız internet aracılığıyla izleyebilir. Ve yine sizlerden gelen sualler dolu dolu sualler bir o kadar da orada var. Öncelikle teşekkürler öğrenme adına diyelim değerli dostlarımız. Evet. Hocam devam edelim o zaman çünkü zamandan da tasarruf edelim diye düşünüyorum. Şöyle bir hadis var: O yılda kırmızı bayrağın ve sonra yeşil bayrağın sahibi olan oğlumun Hz.Mehdi gaybeti ilan olunacaktır. “Bugün düzenlenen mitingde de kırmızı yeşil bayraklar gördük. Bu bir işaret midir?” diyor Selim Demirkol. Ama bu arada bayrağın açılımını da öğrenelim hocam sizden.
ADNAN OKTAR: Evet. Burada kastedilen Mehdi önce kırmızı Türk bayrağı ile ortaya çıkacak. Yani Türk devletlerini birleştirecek. Çünkü Türk devletlerinin biliyorsun özelliği budur yani ay yıldızlı bayrağımız kırmızıdır. Yani Türkiye öncülük edecek. Türklüğü birleştirecek. Türk alemini birleştirecek. Yeşil de genellikle İslam ülkelerini temsil eden bir yapıdır. Sonra da yeşile de hakim olacak. Ve kırmızı yeşile hakim olup bir Türk-İslam Birliği oluşacak. Buna işaret ediyor inşaAllah.
SUNUCU: Yeşil dediğiniz hocam Resulullah efendimizin sancağı “la ilahe illaAllah Muhammeden ResulAllah”
ADNAN OKTAR: Evet evet evet bütün İslam ülkelerinde hep yeşildir genellikle.
SUNUCU: Selam hocam diyor röpörtajlarınız… Artık şu selamın nüvesini benim haddime değil de
ADNAN OKTAR: AleykümSelam
SUNUCU: İnşaAllah yani öyledir. Yani anladığımız gibidir inşaAllah. Röportajlarınız artık bizim derslerimiz oldu. Her gece düzenli seyrediyoruz, feyz alıyoruz. Şevk ve neşeyle anlattıklarınızı izliyoruz. Allah razı olsun hocam. İşte ders dediğiniz zaman bir burada eksik biri var. Dersi benimle karıştırmayın o zaman.
ADNAN OKTAR: Estafurullah
SUNUCU: Evet hocam, ders gibi diyor, feyz alıyoruz diyor. Bununla ilgili de dua var tabii. Allah razı olsun diyorlar.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, MaşaAllah, inşaAllah Allah olumlu etkiye çevirir. İnşaAllah kalplerini açar, hidayetlerini arttırır. Ben de çok olumlu etkilendiklerini düşünüyorum inşaAllah. Yani güzel bir bakış açısı, Kuran’a daha çok yaklaşma, Resulullah’a daha çok güvenme ve daha çok sevme şeklinde zeminde çok güçlü bir gelişmenin olduğunu her yerden duyuyoruz. Elhamdülillah güzel gidiyor yani. MaşaAllah.
SUNUCU: Hocam namazla ilgili de sorabilir miyiz? Namaz biraz önce de söylediğiniz gibi “dinin direği“ demişizdir. Mesela geçen yine muhatap olduğumuz sorulardan biri hakikaten sizin izleyicileriniz o kadar enteresan şeyler sorabiliyorlar ki, hani bazen “bu da sorulur mu?”, diyorsunuz ama mecbur bir sorudur, cevap vermek durumundasınız. Kaza namazı ile ilgili bir sual ile karşılaştım ben. Gerçekten de tereddüt ettim o anlamda. Kaza namazı kılınır kılınmaz gibi bir mevzu oldu. İşte namazın en azından ben namaz kılarken biraz önceki sorumdaydı bak aklıma geldi yine, aklıma her şey geliyor, Namaz kılarken. Yani ne bileyim işimi, gücümü, çoluğumu, çocuğumu, saçımı, elbisemi ne bileyim her şey geliyor, kendimi dünyevi düşüncelerden alamıyorum. “Şeklen de olsa bu şartlarda devam edeyim mi?” gibi sualler geliyor.
ADNAN OKTAR: Evet. İnsanın beyni çok zengindir. Düşünmeye çok açıktır. Çok fazla bilgi akar. Bu insanın normal vasfıdır yani bu o kardeşimize has bir özellik değildir. Hatta Hz.Ali’ye de söylemişler, “hiç vesvese etmeden, hiç aklından bir şey geçirmeden namaz kılabilir misin?” demişler. O da namazı kılmaya çalışmış ama, fakat kılamamıştır o da. Yani mutlaka aklından insanın bir şeyler geçer. Bunun hiçbir zararı olmaz. Bir insan mesela kıyamda ise kıyamda olduğunu bilirse, Allah’ı zikrettiğini, okuduğu ayeti bilirse tamamdır yani. Aklından bir şeylerin geçmiş olması bir şeyi değiştirmez. Namazını da bozmaz, namazına zarar da vermez. Zaten namaza şeytan çok titizdir. Yani namazda vesvese vermek ister. Mesela bak kardeşimize vesvese vermeye kalkıyor. Hiç önemsemesin. Namaz namazdır. Namazını kıldığında Allah’ın istediği yerine gelmiş olur. Yani Allah’ın dediği şekilde hareket edip namazını kıldığında Müslüman zaten bu konudan kaçınmadığını, namazdan kaçınmadığını göstermiş oluyor. Çünkü Allah abdest istiyor alıyor, namaz istiyor kılıyor, gerekli sureleri okuyor, tamamdır. Yani aklına bir şeyin gelmiş olması bir şeyi değiştirmez. Rahat olsun kardeşimiz.
SUNUCU: Yani şevkle dolsun. Hiç aldırmasın.
ADNAN OKTAR: Ama kaza namazını kılmaları çok önemli. Çünkü namazda bir gevşeklik de olmaz o zaman, hem sahib-i tertip olur inşaAllah hem de bir dahaya daha dikkatli olur, öyle bir şey yapmaz inşaAllah.
SUNUCU: Anladım. Belki de şeyden soruldu. “Vaktinde kılınmayan namazım” gibi düşünüldü ama dediğiniz gibi.
ADNAN OKTAR: Daha önce kılmadıkları? Onları normal kılar işte. Yani mesela her gün gücü yettiği kadar, kılarak devam eder. Vaktinin elverdiği kadar.
SUNUCU: Zaten o başlayıp da ömür vefa etmediğinde de hayırlısıyla tamamlatılıyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabi tabi, niyet önemli inşaAllah.
SUNUCU: “hayırlı akşamlar” demiş. “Başbakanın Davos’taki toplantısından sonra Obama, Türkiye’ye temsilci göndermekten vazgeçmiş. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?” demiş Onur Kemal. Ankara’dan gelen bir mail hocam bu da.
ADNAN OKTAR: Şimdi, Obama tabi ben daha önce de söyledim. Ateist siyonistlerin ve masonların iktidara getirdiği ve desteklediği bir insan. Kendi başına hareket edemez. Yani Obama’ya söylemişlerdir o temsilciyi göndermeyeceksin demişlerdir. O da göndermiyordur.
SUNUCU: Yani Bush’dan da çok bir farkı olduğunu zannetmiyorum.
ADNAN OKTAR: Yok o kadardır. Ben onu daha önce belirttim. Ne diyorlarsa onu yapar, o şekilde hareket eder.
SUNUCU: Emir eri yani.
ADNAN OKTAR: Evet bir anlamda öyle yani inşaAllah.
SUNUCU: Evet Ankara’dan Hasan Kızılca. “Geçtiğimiz gün işyerinde dini konuları içeren bir fıkra anlatılıyordu. Beni vicdanen rahatsız etti. Bu tür fıkraları anlatmanın, dinlenmesi sakıncalı mıdır? Kuran’a göre nasıl davranmalıyım? Hürmetli ellerinizden öperim.” Ali Hancı Samsun’dan sorar hocam.
ADNAN OKTAR: Ben bu çirkin yönü, çirkin ahlakı birçok dindarda da gördüm, dindar bilinen insanlarda. Hatta din alimlerinde de gördüm. Çok münasebetsizce ve hatta küstahça dinle ilgili espri yapabiliyorlar. Sanki eğlendirici bir şeymiş gibi. Müslüman kasılıyor öyle bir şeyden ve çok çok rahatsız olur. Yani alenen ahlaksızlıktır.
SUNUCU: Hocam kasetler var, CD’ler bununla ilgili. Yani hakikaten çok abes.
ADNAN OKTAR: Dini konulara anlatarak bir insanları eğlendirmeye çalışmak, onunla Müslümanları güldürmeye çalışmak, dinle ilgili espriler yapmak, Allah’a yönelik, haşa Peygambere yönelik bu tarzda üslup kullanmak alanen ahlaksızlıktır. Başka hiçbir açıklaması yoktur bunun. Yani bunu kim yapıyorsa ahlaksızlık yapıyordur. Direkt oradan çıkıp gitmek lazım ve açık açık da yüzüne söylemek lazım. “Çok rahatsız oldum, sakın böyle bir şey yapmayın” demek lazım. Çünkü bizim dinimize, mukaddesatımıza kimse laf söyleyemez. Alay da ettirmeyiz, öyle çirkin bir üslup da kullandırmayız. Yani saygı ile konuşacaksa dinleyelim, ama saygıyı kullanmayacaksa ve bizim de özellikle böyle bir şeyden eğleneceğimizi düşünmesi de bir hakaret. Yani iki tane hakaret olmuş oluyor. Bir, bizi dinde laubali gördüğü için, yani dinden uzak gördüğü için bir hakaret etmiş olur. Ayrıca dine ve mukaddesata yönelik de münasebetsizlik yapmış olduğu için de ayrıca hakaret etmiş olur. Bunu hiçbir Müslüman kabul etmez inşaAllah.
SUNUCU: Aslında Resulullah efendimizin ölçüsü belli, latife anlamında. Hatta bir annemize şunu söylemiştir: “sen bu yaşta cennete gidemezsin.” İşte kadıncağız da alınıyor, cennete girebilecek insanların hangi yaşta olacağını daha genç bir yaşta olacağını söylüyor. İşte bu tür latifeler var. Cevabı var.
ADNAN OKTAR: Ama bu çok nezaketli çok makul bir açıklama. Ve doğru bir izah. Doğru bir izah. Ama o benim gördüklerim ona benzemiyordu. Yani çok çok münasebetsiz ve hatta Allah esirgesin “insan acaba dinsiz mi” diye aklımdan geçti. Öyle kişiler gördüm. Allah’a inanmıyor mu, bunu meslek olarak mı böyle yapıyor hani para kazanmak için mi böyle bir…
SUNUCU: Var hocam var öyle de var hocam.
ADNAN OKTAR: Böyle bir, çalışmanın içine mi giriyor diye ve şüphelendiğim de oldu. Yani Müslümanlar tavırlı olursa, yani tavırlı derken gidip saldırmak anlamında değil. Yani uzaklaşılacak oradan o kadar.
SUNUCU: Ya İslam’a aykırı olan kavramlar reddetmek lazım.
ADNAN OKTAR: Yani uyarıp uzaklaşması.
SUNUCU: İyi akşamlar. Sigara hakkındaki düşünceleri Ahmet Berkay. İstanbul Bakırköy. Teşekkürler sevgili Ahmet ciğim. Evet güzel bir soru.
ADNAN OKTAR: Aman, aman aman aman. Yani vücuda zararlı olan her şey haramdır. Yani inanılır gibi değil. O körpecik ciğerin içerisine biz yani evde otururken bile pencereyi açıyoruz temiz hava gelsin diye, saf dumanı olduğu gibi böyle kaynağından alıp doldurma. Yani inanılır gibi değil. İnanılır gibi değil. Sakın sakın. Yani bütün akciğer kanseri vakalarının kökeninde hep sigara vardır. Beyni tahrip eder, dişleri tahrip eder, cildini çökertir, yaşlandırır, saç kalitesini bozar, cilt kalitesini bozar, hafızaya çok olumsuz etki yapar. Aman aman aman yani olacak iş değil.
SUNUCU: Evet çok belirgin bir örnek var. İki şey söyleyeyim. Bereket geri geliyor inşaAllah ve insanın ten kokusu bile değişiyor. Bu kadarını söyleyeyim.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Evet “hocam, iman neye göre artar, neye göre azalır, imanımızın artması için neler yapmalıyız?” Galip Uz (soyismini çok okuyamadım çok özür dilerim) Iğdır’dan gelen bir mesaj bu da.
ADNAN OKTAR: Allah’a canı gönülden tam teslim olup, benim her zaman söylediğim bir söz vardır, “deli aşık” şeklinde Allah’a bir muhabbetle bağlanıp, son derece samimi olarak, alabildiğine samimi olarak Allah’a yakınlık için gayret etmek. Kuran okumak ve özellikle iman hakikatlerini okumak. Benim harunyahya.org, harunyahya.net sitelerimde bol bol iman hakikatleri bulacaklardır. İmanlarını çok güçlendirdiğini göreceklerdir bu eserlerin inşaAllah. Ve ücretsiz olarak bu eserlerden istifade edebiliyorlar. Bunu yaparlarsa gerçekten çok faydalandıklarını görecekler inşaAllah.
SUNUCU: Amentü’yü böyle paragraf olarak yazdığınızda çok sınırlı ama açılımına baktığınızda da hocam boşuna değil delilsiz tasdiksiz amnetüye imanın olayı bitirdiği konusu. “Sayın hocam, Altınçağ’da bilim ve teknoloji nasıl olacak? Uçan arabalar, ışınlama gibi ilginç şeyler de var mı bunların içinde?” diyor Tolga Şen, İstanbul’dan bir izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Evet hem tıpta çok ciddi ilerlemeler olacak. Yani insanlar artık haşa ben insan yaratabilirim, yapabilirim gibi bir çizgiye gelecek. İşte o aşamada kıyamet kopacaktır. Yani ondan böyle gururlanıp enaniyete kapılacaklar. Yani çeşitli hayvanların genlerini birbirine karıştırarak böyle garip varlıklar elde edecekler. Bunu da kendilerinin yaptıklarını zannedecekler. Halbuki yine kafalarının içinde, beynin içinde şu kadarcık yerde olacak o, onlardan haberleri yok. Yani.
SUNUCU: Oynuyorlar da yani hayvanların genleriyle filan, var örnekler.
ADNAN OKTAR: Onu da yapan Allah’tır. Yani geni yaratan, genleri karıştıran ve onun sonucunda o mesela bazı koyunlar elde ettiler, bir şeyler yaptılar ya. Tamamını yaratan yine Allah’tır. İmtihan kasıtlıdır ve her insan beyninin içindeki o küçücük mercimekten dışarı çıkamaz. Laboratuarı da onun içinde yapar, genetik denemeleri de onun içinde yapar, dışarıda aslı vardır fakat o küçücük mercimekten dışarı çıkamaz.
SUNUCU: Evet ilmi veren belli sonuçta.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: Evet ahirzamansohbetleri@hotmail.com devam ediyoruz değerli dostlar. Yine suallerinizi bekliyoruz. Evet güzel güzel sualler. Hocam rüya konusu diyorlar burada da. Çok sık değiniyorsunuz, dünya hayatında yaşadıklarımız nedir, yoksa rüyada mıyız?” diyor Aslıgül Beren Frankfurt Almanya’dan soruyor bu suali.
ADNAN OKTAR: E tabi ki, bir nevi rüya olduğunu insan bizzat kendisi görüyor. Çünkü gözüne bastırdığında görüntü oynuyor, iki tarafa hareket ediyor. Gözüne bastırdığında görüntü oynadığına göre, rüya da bir görüntü olduğuna göre, gördüğümüzün de görüntü olduğunu Allah bize ispat ettiğine göre tabi ki bir görüntü. Ama dışarıda aslı vardır fakat biz mutlaka görüntüsüyle muhatap oluruz. Rüyada da görüntüyle muhatap oluruz, normal hayatta da görüntüyle muhatap oluruz. O ekranın başından hiç ayrılmayız. Bizim mercimek kadar küçük yerde, minicik böyle mikron hesabıyla küçük bir ekranımız vardır. O ekranın başında oraya gelen elektrik akımını görüntü olarak görürüz.
SUNUCU: Hocam hakikaten enteresan şeyler. Selam ve iyi yayınlar diliyorum demiş.
ADNAN OKTAR: Aleykümselam.
SUNUCU: Kuran’da bir ayette “Kim de benim zikrimden yüz çevirirse artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır” ayetindeki “sıkıntılı geçim” ifadesi bu gün ki ekonomik krizi işaret ediyor olabilir mi? Cevaplarsanız çok sevinirim, teşekkürler. Burcu Kaya, İzmit’ten soruyor hocam bunu da.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, tabi ki. Dünyadaki ekonomik krizin nedeni Kuran’da açıkça açıklanmış, sebebi açıklanmış.
SUNUCU: Evet hocam. Kehf Suresi’nde mağaraya sığınan gençler için “onları görseydin, onlardan içini korku kaplardı” ifadesi geçiyor. Bunu açabilir misiniz. Teşekkürler. Gül Sevindik. Trabzon’dan arıyor hocam.
ADNAN OKTAR: Bu, Mehdi cemaatine bakıyor. Mehdi cemaatine de insanlar baktıklarında tedirgin olacaklardır, riskli göreceklerdir, şüpheli göreceklerdir, ürkütücü göreceklerdir ve dolayısıyla uzak kalacaklardır. O yüzden de sayıları az kalacaktır. Said Nursi’nin de daha sözlerinde biliyorsunuz, hadislerde de. En fazla 313 kişidirler. Yani son ana kadar sayıları o derecede kalacaktır.
SUNUCU: Zaten İslamiyet’in doğuşunda, diğer dinlerin gelişinde,
ADNAN OKTAR: Hepsinde öyledir, evet.
SUNUCU: Peygamber efendimizin de aynı sıkıntıları oldu.
ADNAN OKTAR: Hz.Musa’da da aynı şey olmuştur. Küçük bir cemaat tabi olmuştur ona. Firavun’un diyor baskısından ve tehdidinden çekindikleri için, o ailelerin çocuklarından ibaret bir zürriyetten başka bağlanan olmadı diyor Hz.Musa’ya diyor.
SUNUCU: “İyi yayınlar diliyoruz. Ben Musevi’yim ve İstanbul’da ailemler birlikte yaşıyorum. Ailemden gizlice kitaplarınızı okumaya başladım ve Müslüman olmak istiyorum. Ama bu fikrimi aileme açamıyorum çünkü karşı çıkacaklarından eminim. Yol gösterir misiniz?” diyor hocam. “ben bir Müslüman olup sizin gibi Mehdi’nin gelişine hazırlık yapmak istiyorum. Adım Sayca ama yayında, söylemeyelim tamam, söylemezseniz sevinirim demiş, teşekkürler. İsmini söylemek istemiyor.
ADNAN OKTAR: O muhterem kardeşimize, o canım kardeşimize selamlar ediyorum. Kuran’ı gizlice okusun. Hep öyle olmuştur. Peygamberimiz zamanında da Peygamberimizin sahabeleri Kuran’ı gizli okuyorlardı. Gizli ibadet ediyorlardı. Yıllarca böyle yaşadılar ve çok sevabı vardır. Gizlice okusun Kuran’ı, gizlice namazlarını kılsın, gizlice Müslümanlarla bağlantıda olsun, ailesine de sezdirmesin, madem onlar o kadar tedirgin oluyorlar.
SUNUCU: Bir ara memleketimizde de, değil mi hocam yakın tarihten bir örnek var. Kuran-ı Kerim okumanın yasak olduğu zamanlarda bile, gezici İstanbul arabasında, arabanın içinde gidip gelip öğreten büyüklerimiz de var Kuran-ı Kerim’i. Hocam sayenizde Türkçe Kuran okumayı öğrendik. Allah razı olsun. Sorum bir ayet hakkında olacak. Hac Suresi 15.ayette Allah şöyle buyuruyor: “Kim Allah’ın ona dünyada ve ahirette kesin olarak yardım etmeyeceğini sanıyorsa, göğe bir araç uzatsın sonra kessin de bir baksın. Kurduğu düzen onun öfkesini giderebilecek mi?” bu ayeti açıklar mısınız lütfen demiş. Teşekkürler. Oya Çetinkaya. Tokatlı bir izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Evet. Demek ki Allah yolunda ilerleyen bir insanı durdurmak mümkün değil. Mehdi’yi durdurmak mümkün değil, Hz.İsa’yı durdurmak mümkün değil. Kuran buna işaret ediyor. Ama insanlarda hep böyle işte uzaya gitmek, gökten insanlara zarar vermek, gökte Allah’ı aramak gibi böyle inançları olmuştur. Kuran buna işaret ediyor, yani istediğinizi yapın; isterseniz göğe merdiven uzatın, ne yaparsanız yapın gibi. Çünkü hep medeniyet belirtisi olarak hep göğü esas alır insanlar. İşte biz aya çıktık, uzaya çıktık, işte biz çok ilerledik. Halbuki, onu Ay’a çıkaran da Allah’tır. Ay’a çıktığına dair görüntü, mercimek kadar yerde onun beyninde göstertiliyor. Ay’a maya çıktığı yok. Ay var ama, Ay’a çıkışının görüntüsünü görebilir insan. Hiçbir şekilde Ay’a çıkamaz o anlamda. Mutlaka görüntüsüyle muhatap olur. Mesela uzay aracına binen, mutlaka uzay aracının görüntüsüyle muhatap olur. Ve bu, mercimek kadar beyninin içindeki küçük yerde olur. Ve mikron hesabıyla küçük bir elektrik akımının geçtiği bölgede oluyor.
SUNUCU: Peki şöyle bir soru sorsam hocam izniniz olursa; gece böyle bir ayazda yukarı doğru baktığımızda, o yıldızlar görüyoruz böyle inci gibi, gökyüzünün kandilleri gibi. Acaba onların kaç tanesi şu anda yerinde?
ADNAN OKTAR: Yıldızların hepsi var. Varlık olarak varlar, fakat biz onların hep görüntüsüyle muhatap oluruz. Yani göğe bakan, beyninin içine bakar. Hiçbir şekilde direkt yıldızları göremeyiz.
SUNUCU: Bilimde de şöyle deniyor eğer eksik hatırlamıyorsam, onlar zaten kaydı gitti. Orada kalanlar sadece onların yansımaları.
ADNAN OKTAR: Bir kısmı öyle tabi o doğru. Biz mesela iki yüz bin sene önce, bir milyon sene önce patlamış bir yıldız oluyor. Parçalanmış, ama daha ışığı bize gelmemiş oluyor, o eski ışığı devam ediyor. Yani o da çok manidardır. Mesela bazen bir yıldızın söndüğü görülüyor, ama mesela iki milyon yıl önce sönmüş oluyor zaten.
SUNUCU: Olay zaten olmuş bitmiş.
ADNAN OKTAR: Tabi, bize çok geç gelmiş oluyor ışığı.
SUNUCU: Evet hocam. “İyi akşamlar. Kuran’da Hz.Musa aleyhüsselam’a elini koltuğuna sok, bir hastalık olmadan başka bir mucize olarak” ayet bu “bembeyaz bir durumda çıksın” denmektedir. Buradaki elin bembeyaz olmasındaki mucizeyi bize açıklar mısınız.” Esma Yaşar’ın suali hocam bu da.
ADNAN OKTAR: Evet. Hz.Musa elini göğsünün içine sokmuştur. Çıktığında eli bembeyazdı, yani dikkat çekecek şekilde beyazdı. O, Hz.Musa’nın mucizelerinden bir tanesiydi. Bir olağanüstülüğüydü o. O bir işaretti Hz. Musa’nın makbuliyetine.
SUNUCU: Göğsünün içi derken hocam, ceketin altına kaftanının altına değil, bedeninin içine.
ADNAN OKTAR: Tabi tabi, kendi göğsünün içine soktu ve çıkarttığında bakanlara bembeyaz parlıyordu eli. Bu onun bir harikasıydı. Yani harika bir yönüydü. Bunun tabi bir işari yönü vardır, bir anlamı vardır. Ahir zamana yönelik de bir anlamı vardır, bir işareti vardır. Fakat o devirde insanlar çok etkili olmuştur Hz. Musa’nın mucizelerinden bir tanesi olarak. Fakat o, asıl asasını atıp yılanın yılan haline gelmesi ve yılanın diğer yılanları yutmasından sonra oradaki bütün sihirbazlar biliyorsunuz hepsi iman etmişlerdir. Ve Firavun’un tehdidine rağmen. Elinizi ve ayağınızı çaprazlama keseceğim ve sizi asacağım diyor. Buna rağmen ne yaparsan yap diyorlar. Biz Rabbimize dönücüyüz, diyorlar MaşaAllah. Tam yiğit delikanlılar böyle, asla kabul etmiyorlar onun baskısını.
SUNUCU: Hz. Musa (as) bir Tur Dağıyla bir de elindeki asayla daha çok anılıyor.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Cahiliye döneminde de Mekke’de, Medine’de ya da Arap yarımadasında edebiyat çok artık serkeşlik durumuna geliyor, orda da Kuran-ı Kerim’i edebi anlamda, şimdi Kuran-ı Kerim bütün bilimleri ihtiva ettiği için edebi anlamda da çok büyük bir mucizevi bir yanı var, bunu idrak edilemiyor, baktığımız zaman işte surelere hepsinde muhteşem bir uyak var, Kul eunzu bi Rabbin nas, melikinnas, nas, nas, nas gidiyor, nereye bakarsanız bakın böyle bir uyak var. 19’a gelmek istiyorum ama hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, 19’la ilgili tabi bir kod sistemi var Kuran’da. Doğru olan kısımları var, yanlış olan kısımları var ama doğru olan kısımları hakikaten çok fazla. Rakamsal şifre sistemi çok fazla Kuran’da, bunlar doğru.
SUNUCU: Asal da bir sayı.
ADNAN OKTAR: Evet, yani, çoğu doğru o iddiaların ve izahların, ben araştırdım, inceledik, arkadaşlarımızla da inceledik, yani çok çok büyük bölümü doğru.
SUNUCU: Bir de hocam Resul-ü Ekrem Efendimize gelen ilk vahiyler bir ara kesiliyor biliyorsunuz. Kesilmeden önce gelen en son vahiyde de “Onun üzerinde ondokuz var”
ADNAN OKTAR: Evet Müddessir Suresi’nde.
SUNUCU: Evet hocam.
ADNAN OKTAR: Çok az bir kısmı yanlış çıktı o iddiaların, yani büyük bir bölümünün doğru olduğunu gördük. Bir de doktor bir genç var Ömer Çelakıl isminde, MaşaAllah onun dediklerinin de çok büyük bir bölümü, neredeyse %99’u doğru.
SUNUCU: Bu elementlerle uğraşıyor…
ADNAN OKTAR: Evet hepsi doğru. O çocuk çok dürüst, efendi bir çocuk, dedikleri de doğru inşaAllah.
SUNUCU: Çok teşekkür ediyoruz hocam. Avrupa Birliği ile ilgili düşünceleriniz nedir? Düşündüğünüz İslam Birliği ile benzeşen ve benzeşmeyen yönleri nelerdir? Halit Berk/ Aydın Ege’den gelmiş bu mesajımız da.
ADNAN OKTAR: Biz Avrupalılar’ı seviyoruz. Ehl-i kitap o insanlar, biz onların böyle ateizme, Darwinizme, materyalizme girip boğulmalarını, orada yok olmalarını tabi ki istemeyiz. Oranın biz bir medeniyetler ülkesi olmasını, mutlu olmalarını, sevinçli olmalarını isteriz ve dolayısıyla onları biz Türk-İslam Birliğinin içerisine alacağız Avrupa Birliğini. Hem biz Avrupa Birliğine girmiş olacağız hem de onlar da Türk-İslam Birliğine girmiş olacaklar inşaAllah.
SUNUCU: Global bir sevgi, kardeşlik, barış söz konusu.
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU: Muhterem hocam, hatırladığım kadarıyla Hz. Ömer bir savaştaki ganimetleri Mehdi zuhur ettiğinde kullansın diye Kabe’ye gömmüş, bir hadiste Mehdi Kabe’nin zenginliklerini çıkaracak deniliyor, bu hadis buna işaret ediyor olabilir mi? Gaffur Tanrıkulu/ Ankara’dan.
ADNAN OKTAR: Mehdi zamanında birçok hazine, birçok kutsal emanet ortaya çıkacak. O, onlardan bir tanesidir anlatılan.
SUNUCU: Mehdi (as) ile ilgili hocam Vehbi ilimlerden söz ederken, gerçi o da onun içinde belki ama, keşif keramet de giriyor işin içine.
ADNAN OKTAR: Mehdinin halleri aslında harikadır, tabi onun için Said Nursi acip insan diyor yani çok şaşırtıcı bir insandır. Mehdi (as)’nin zuhur ve kıyamında her şey dostluk ve beraberlik olacaktır. El-İhtisas isimli kitapta, sayfa 24. Bakın mehdinin zuhur ve kıyamında her şey dostluk ve beraberlik olacaktır. Şu bile bir keramettir, harikadır. Yani insanların bu kadar birbirine düşman olduğu, bu kadar fitneni fücurun hakim olduğu, Darwinizmin metaryalizmin ortaya saçılıp insanlara fitne fücur dağıttığı bir dönemde, bunların tamamen ortadan kalkıp bütün insanlığın kardeşlik, sevgi, barışa dönmesi zaten çok çok olağanüstü bir şeydir. Cenab-ı Allah’ın meydana getirdiği bir mucizedir, Mehdide de keramet olarak zuhur edecektir, inşaAllah.
Hz. Mehdi (as) zamanında kalplerdeki kinler atılacak, her yeri huzur ve emniyet saracak, Bihar'ül Envar Cilt 10.
Mesela kinlerin atılması, her yeri huzur ve emniyet sarması, o da onun bir harikasıdır, o da onun bir kerametidir. Mesela Ebu Basir der ki: “İmam-ı Muhammed Bakır (as) şöyle buyurduğunu duydum: Buyurdu ki Hz. Mehdi (as) kıyam ettiğinde Resulullah’ın yoluna gidecektir. Yalnız o, Hz. Mehdi, Resulullah’ın eserlerini açıklayacaktır. Peygamber Efendimizin hadislerini o açıklayacak diyor, en mükemmel şekilde. Yani ahir zamanla ilgili de, diğer konularda da en güzel şekilde o açıklayacaktır diyor. Şeyh Muhammed Bin İbrahim Numani, Gaybetü Numani, sayfa 191.
SUNUCU: İyi akşamlar diyor hocam, mümin bir bayanın...
ADNAN OKTAR: İyi akşamlar.
SUNUCU: Bayanın nasıl olması gerektiğine değinmenizi rica ederim, demiş. Bu sene üniversite sınavına giriyorum, hayırlı dualarınızı bekliyorum. Teşekkürler, iyi akşamlar dilerim. Ezgi Gürses/ İstanbul’dan hocam.
ADNAN OKTAR: Allah zihnini açık etsin. inşaAllah iyi bir okul kazanmayı Allah ona nasip etsin. Mümin kadın ruhu nurla doludur. İffetlidir, Allah’tan çok korkar, asildir, soylu bir tavır içerisindedir. Ve hep asil insanlardan zevk alır, asil insanlardan hoşnut olur. İnsanlarda güzel ahlak arar, takva arar, Allah’tan çok korkma arar, Allah’ın dinine hizmet arar. Yani dindarım deyip de evde oturuyorsa onda da bir eksiklik görmesi lazım mümin bir kadının yani elin tutuyor, ayağın tutuyor, aklın yerinde, neden Allah’ın dinine hizmet etmiyorsun, demesi lazım. Yani değil mi?
SUNUCU: A sosyal olmaması lazım.
ADNAN OKTAR: Tabi, mesela geliyor adam, elinde bir iki kilo çikolata yaptırmış, kız evine gidiyor, istemeye geliyor. Soruyorlar; nerede okuyorsun, mühendis misin, doktor musun, paran var mı, evin var mı? E niye sormuyorsunuz: Allah’ın dinine hizmet ediyor musun? Takva mısın? Ne hizmet ettin şu ana kadar, Allah için neler yaptın? Değil mi? Bu yaşına gelmişsin sen çok faydalı işler yapmış olman gerekiyor. Hangi insanın hidayetine vesile oldun, neler yaptın? De sormaları lazım ve onun takva olup olmadığının üzerinde durmaları lazım. İnsan ancak bundan mutlu olur. Yoksa arabayla, evle mutlu olsa her yer ev, araba dolu; yani onla insanlar mutlu olamaz. Evi arabası olup da bir sürü intihar eden insan var, bunalıma giren insan var. İnsan ancak Allah’ın zikriyle kalbi mutmain olur, Kuran’ın işaretidir bu Kuran’ın ayetidir, şeytandan Allah’a sığınırım. Mümin kadın da daima cennetteki gibi derin tutkuyu arayacak, derin sevgiyi arayacak. Allah’ın ruhuna koyduğu o derin gücü bulmaya çalışacak. Her kadının ruhunda şiddetli bir sevgi gücü vardır, tutku gücü. Bu ancak Allah’ın Resulü’nün yolunda ilerleyen, Kuran’a tam tabi olan, mümin muttaki insanla karşılaştığında, mümin kadından dışarı çıkabilecek bir güçtür. O, ruhunda bir kutu gibi durur onun, bir güç olarak durur, bir trafo gibi durur. Bu hiçbir şekilde işlemez normalde, yani ne evle, ne arabayla, ne parayla, ne tiple bu gücü ruhunda kadın harekete geçiremez. Ancak takvayla, Allah’tan çok korkan, çok akıllı bir insanla karşılaştığında kadının ruhunda bu güç ortaya çıkmaya başlar. Ve karşısındaki insan ne kadar akıllıysa ne kadar takvaysa, ruhundaki güç o kadar şiddetli, ona zevk vererek ortaya çıkar. İşte bu, kadının güzelliğini oluşturan, kadın denen varlıktır. Bunu sunduğunda ondan korkunç zevk alır. Gece gündüz bundan zevk alır. Hatta onun heyecanından çoğu kadın da uyuyamaz. Yani uyuyamayacak derecede zevk alır. Erkekte de aynı güç vardır, aynı özellik vardır, Allah ikisini birlikte birbirine yapıştırır adeta, yani müthiş bir güç meydana gelir. Mümin kadın bunu arayacak. Öbür türlü, istediği kadar evi olsun, istediği kadar arabası olsun, istediği herhangi bir artiste benzesin karşısındaki kişi; hiçbir şekilde hoşnut olmaz. Yani ona bir et yığını olarak, arabalar metal yığını olarak, ev de bir beton yığını olarak görünür; yani hiçbir şekilde etkilenmez. Ancak Allah’ın nuruna, Allah’ın tecellisine niyet ederek, o karşısındaki insanı Allah’ın tecellisi olarak gördüğünde, o feyzi o nuru hissettiğinde, ruhundaki o şiddetli güç harekete geçer.
SUNUCU: Koca Yunus’un dediği gibi, Yunus’un dediği gibi, mal da yalan mülk de yalan demiş, …sen oyalan deyişi.
Selamünaleyküm...
ADNAN OKTAR: Aleykümselam.
SUNUCU: Selam Hocam, Hızır a.s. ile görüşme konusunu açar mısınız? Herkes Hızır ile görüşebilir mi? – Elvin Aliyev / Bakü
Hocam, Azerbaycan’dan geliyor...
ADNAN OKTAR: MaşaAllah... Hızır şu an görevde. Türk-İslam Birliği’nin tesisi için gayret ediyor ve çalışıyor ve Allah’ın emriyle hareket ediyor. Hızır, istediğinde görüntü halini alabilen, istediğinde görüntü olmaktan çıkan; önemli eşhaslar, dünyadaki seçkin insanlarla bağlantı halinde olan bir varlıktır. Şu an görevdedir. Mehdi ile görüşüyor, Hz. İsa a.s. ile görüşecek. Ve sürekli devletlerin yıkılışında, devletlerin kuruluşunda görev alan mübarek bir varlıktır. Bakın bir şey daha söyleyeyim, Kurtuluş Savaşı’nda da Hızır a.s. görev almıştır. Yani bu bilinmeyen bir sırdır, bunu da söylüyorum. Görev almıştır...
SUNUCU: Hocam zaten en son Kıbrıs Savaşı işte ya da sanırım Kıbrıs savaşı yanlış olmasın da
ADNAN OKTAR: Evet.
SUNUCU:.Bu düşman askerleri diyeceğim, yani normal askerler bir şey değil de sarıklılarla uğraşamadık …
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah...
SUNUCU: Öyle çok da güzel ölçüler var, hatta Çanakkale Savaşı’nda şehit olan birinin Kıbrıs Savaşı’nda kendi ailesine gönderdiği bir mektup... kamuoyu ne kadar üstünü örtmeye kalkarsa kalksın ama var olan bir şey.
ADNAN OKTAR: Ama, Hızır çok şaşırtıcı bir insandır. Bir kere Hızır hiçbir dinle sorunlu değildir. Yani ne Musevi ne Hıristiyan ne de Müslümanlıkla bağlantılı olarak herhangi bir şeriata bağlı değildir. Allah’ın ona gösterdiği bir şeriat vardır, ona uyuyor Hz. Hızır.
SUNUCU: Hızır a.s.
ADNAN OKTAR: Evet. Onun için, birçok yönüyle şaşırtıcıdır Hızır a.s., onu da söylemiş olayım.
SUNUCU: İnşaAllah biz de görürüz yani inşaAllah biz de denk düşeriz.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
SUNUCU: Hepimizin duaya ihtiyacı var, ben kendi nefsime söylüyorum özellikle.
“Hocam, Türk-İslam Birliği’nin oluşması için ülkemizin ve diğer Türk Devletleri’nin, hükümetleri ne tür adımlar atabilirler, neler yapılabilir?” Sacit Aktekin
ADNAN OKTAR: E başka çare kalmadı şu an zaten, görülüyor. Ama Türk-İslam Alemi’nin sürekli iyi niyetini, sevgisini, şefkatini, muhabbetini çok iyi vurgulaması gerekiyor; özellikle Hıristiyan ve Musevi olan kardeşlerimize çok yoğun bir muhabbetle onları korumaktaki azmimizi çok iyi hissettirmemiz gerekiyor. Yani bir ayrı gayrı olmayacağını, onların bizim canımız ciğerimiz kardeşlerimiz olduğunu çok iyi hissettirmemiz gerekiyor. Yalnız şu Obama’ya güvenme işini de kaldırsınlar. Bakın ben bunu daha önce de söyledim, bir daha söylüyorum; bu insan kendi başına bir insan değil, mazlum, kendi halinde bir Amerikalı bir vatandaş bu insan. Ateist Siyonist ve Masonlar Amerika’da hakimdir, Fransa’da hakimdir ve İngiltere’de hakimdir ve bir derin dünya devleti var. Onun etkisi altında olan bir insan yani o kadar özgür hareket edemez onu söyleyeyim.
SUNUCU: Bir de hocam şu anda dünyada düşmanın, İslam’ın düşmanının ya da İslam’a düşmanlık yapanın ne olduğunu biliyoruz ama çok daha öncelerden biz şunu derdik; Yahudileri peydahlayan unsurun İngilizler olduğunu, onların dünyadaki bazı dengeleri alt üst ettiğini ama kendi eliyle büyüttüğü palazlandırdığı canavarın karşısına geçtiğini şimdiki masonluk Siyonizm belki sebatayizm gibi. Bu konuda hocam bir fikriniz ya da söylemek istediğiniz bir şey olabilir mi acaba?
ADNAN OKTAR: Bakın Museviler çok mazlumdur, yani onları Allah rızası için çok iyi koruyup kollamak lazım. Bu insanları, bu mazlumları kitle halinde yok etmek için Deccaliyet şu an hazırlık yapıyor yani 144.000 Musevi’nin dışında hepsini yok etmek için hazırlık yapıyorlar.
SUNUCU: Fişlenmiş 144.000 kişi gibi mesela...
ADNAN OKTAR: Tabi tabi yani bu inançları, yani bunun mutlaka olması gerektiğine inanıyorlar ve Armagedon’un asıl hedefi budur. Yani ana hedefi budur. Böyle garip ve sapkın bir inançları var o yüzden de onların Hz. İsa diye bekledikleri şahıs aslında Mesih Deccal’dir. Yani Mesih Deccal’in birinci hedefi de Musevileri kitle halinde katletmektir. Buna hazırlık yapıyorlar. Evanjelikleri, birçok Hıristiyanları da kandırıyorlar bu konuda. Onun için bizim Musevilere, dindar Hıristiyanlara tam sahip çıkmamız gerekiyor; çünkü onları da onlara kırdırmaya hazırlık yapıyorlar. Bu dediklerimin belgelerini inşaAllah bir dahaki programda Allah nasip ederse çok detaylı göstereyim, izah edeyim. Bunları Tevrat’ta da İncil’de de göreceğiz, hadislerde de var, kesin bir gerçek. Buna karşı ciddi tedbir alınması gerekiyor. Ama bu tabi bir dostluk ruhu içerisinde, bütün dünyaya sahip çıkarak yapılması gerekiyor.
SUNUCU:Teşekkürler Hocam. “Harun Yahya Hocam’a bir hadis sormak istiyorum. Kıyamet yaklaştığı zaman ve müminlerin kalbi ölüm, açlık, fitneler, sünnetlerin kaybolması gibi sebeplerle zayıfladığı zaman benim evlatlarımdan Mehdi ile Cenab-ı Hak sünnetleri ihya eder. Onun adalet ve bereketiyle müminlerin kalbi ferahlar. Acem yani Arap olmayan ve Arap milletler arasındaki ülfet ve muhabbet yerleşir.
Dün Davos Toplantısı’ndan sonra Araplar “Artık hepimiz Türkiye’yiz” diye mesaj verdiler. Hocam bu hadiste Türkiye’nin, Türk-İslam Birliği’nin lideri olarak, Arap olmayan ve Arap milletleri arasında muhabbeti sağlayacağını mı işaret ediyor? Aynur Karatepe, Nevşehir’den sormuş bunu.
ADNAN OKTAR: Bakın ne söylediysem teker teker çıkıyor, görüyorsunuz. Bu hadisler de teker teker çıkıyor. Resulullah’ın bütün söyledikleri muhbir-i sadıktır, sadık haber vericidir. Ne diyorsa oluyor, bunlar böyle tesbih taneleri gibi devam edecek ve birçok harika olay olacak. Ben 15 yıl 20 yıl önce de kitaplarımda yazmıştım ben bu konuları, aynısıyla oluyor şu an.
SUNUCU: Yazma yazdırma hocam, aslında İnşaAllah gelecek programlarda böyle arzu ettiğimiz yerede geleceğiz diye ümit ediyorum, acizane buradaki fakir de hatta biz de hazır olursa.
Hocama sormanızı rica ediyorum. EyvaAllah ben dün bir yakınıma gittim, ona Allah’ı anlattım ve Cennet’i anlattım. Ben heyecanla, neşeyle Cennet’i anlatırken bana yüzü asık bir soru sordu, hayrete düştüm, dedi ki: Cennet’te sonsuz hayatta hiçbir şey yapmadan nasıl duracağız, sıkılırız, orada başka bir medeniyet mi kurulacak acaba, acaba hocam buna nasıl cevap verir? Behice Sadeoğlu, İstanbul’dan bir izleyicimiz hocam.
ADNAN OKTAR:: Cennet’te insanın sonsuz istekleri yerine getirilecektir, yani aklına gelen her şey. Allah aşkıyla orada coşmuş bir insanın, Allah aşkıyla yanan bir insanın, Allah aşıklarıyla birlikte yaşarken ne kadar mutlu olacağını bir insan bilmez mi? O insan daha Allah aşkını tatmadığı için o zevki tam kavrayamıyor olabilir. Biz sadece orada Cennet’in bahçelerinden, Cennet’in meyvelerinden zevk almayacağız, oradaki Allah aşıklarından çok zevk alacağız, onlarla sohbet edeceğiz, konuşacağız, gezeceğiz, Allah’ın güzelliklerinin tecellilerini göreceğiz ve sonsuza kadar bu sonsuz tecelliler devam edecektir yani her yönde, çiçeklerde, böceklerde, kuşlarda, hayvanlarda, her şeyde tecelli edecektir, bütün hayvanlar orada konuşur Cennet’te ve akıllıdırlar, çok munis mesela kediler, köpekler, tavşanlar, sevdiğimiz her türlü hayvan orada konuşur, karacalar, hepsi dillidir, normal akıldadırlar, hepsi mümindir. Hepsi de konuşur, hepsini sever müminler. Yani bir insanın aklının alabileceği en üst düzeyde bir güzellik yeridir orası. Her türlü araç, insanın aklında kalan, bu dünyada da aklında kalan her türlü araç en mükemmelleriyle ahirette oluşacaktır. Çünkü istediğiniz her şey diyor Allah. Yani çok net konuşmuş Allah. Yani kalbinizden geçen ve istediğiniz her şeyi yapacağım diyor Allah. Bir de ziyadesi var diyor Allah. Bir de sizin bilmediğiniz sürpriz olan şeyler yapacağım diyor Allah.
SUNUCU: Tasavvuru da çok zor hocam, ütopik değil ama bu dünya mantığıyla baktığımız zaman, bu gözle baktığımız zaman görüp göremeyeceğimiz şeylerin de sınırı belli zaten. Ama dediğimiz gibi tevekkül çok önemli, o vaad önemli, sunulacak şeyin ne olduğu önemli. Ama öyle minicik minicik işaretler de var zannedersem hocam beşer için, bilmiyorum belki herkese olur olmaz ama. Bir arkadaşımız mesela, bir dostumuz bir insan mesela, kalp ölümünden falan söz edersek sonra tekrar geri gelmesi, sevdikleri vasıtasıyla onu geri gönderirler diye hatırlıyorum, işte o esnada denk geldiği bir kare, denk geldiği bir görüntü, denk geldiği bir artık, onun adını nasıl ifade etmek lazım bilemiyorum ama bir yeşilden söz edersek, bizim bu dünya ölçeklerinde baktığımız yeşillerin onun o kısacık sürede fark ettiği yeşille hiç benzeşmediğini, hiç bu yeşillerin onun yanında hiç anlamı olmadığını da, bomboş, onun daha farklı olduğunu da söylüyorlar.
ADNAN OKTAR: İnsanlar hiç boş yere bu konuda gayret etmesinler. Ahirette ait bilgiye asla ulaşamazlar. Çünkü ayette Allah diyor, hiçbir göz görmedi, hiçbir nefis tatmadı diyor Cennet’i. İnsanların ahireti görmesi dünyada mümkün değildir, yani imkansızdır o. Ama ölüm anında, bazı insanlar mesela komaya girmeden önce çeşitli görüntüler görürler, bununla alakası yoktur. Ölüm olayı olduktan sonra görüntü aniden netleşir ve üç boyutun kalitesinde müthiş bir artış olur. Ayette buna işaretle o gün diyor, şeytandan Allah’a sığınırım, görüş keskindir diyor, bambaşka bir keskinlik ve boyut oluşacaktır. Ondan sonra bir daha geri dönüş yoktur. Ve Cennet’teki nimetler de insanların görmesi de mümkün olmaz, zaten Cennet’teki nimetleri görse bir daha dünyaya karşı sevgisi hiç kalmaz yani kıyas yapacağı için.
SUNUCU: Allah (cc) yıldızlara, kuşluk vaktine de, bildiğiniz gibi daha birçok şeye yemin eder. Cenab-ı Allah neden yemin eder diyor?
ADNAN OKTAR: O da bir süs ve güzelliktir. Allah insanların hoşuna gitsin onların ruhunu tatmin etsin diye o şekilde hitap ediyor. Biz de mesela bir şey olduğunda yeminle konuşma da bize bir coşku verir, güzellik verir, mesela Allah hep böyle kesinlikle, mutlaka tarzında insan ruhunu tatmin eden ifadeler kullanır.
SUNUCU: Andolsun..
ADNAN OKTAR: Tabi Andolsun der, o Allah’ın anlattığı güzelliklerin bir ihtişamıdır, bir süsüdür.
SUNUCU: Baştan konuştuğumuz bir sual geldi, biraz daha farkı var. Nuh tufanı küresel bir tufan mıydı diyor izleyicilerimiz? Hrıstiyanlar’la, Müslümanlar aynı şekilde mi inanıyorlar? Bunu
aydınlata bilir misiniz? Selim Özkan sormuş bu soruyu.
ADNAN OKTAR: Hayır bölgesel bir tufandı. Ona ait alametler de daha ileride bulunacak. Yani yakın bir zamanda inşaAllah Nuh’un gemisine ait parçalar, hatta bütünüyle de yine fosilleşmiş olarak bulunacak inşaAllah.
SUNUCU: Bütünüyle hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, fosilleşmiş olarak.
SUNUCU: Evet hocam ben Almanya’dan Köln’den yazıyorum. Burada yeni Müslüman olan Almanlar var. Onlara öncelikli olarak ne anlatmak gerekir. Köln’den Manolya isimli bir kardeşimiz bunu göndermiş.
SUNUCU: Önce putlarını kıracaklar. Darwinizm’i, materyalizmi bir kıracaklar, elinde put kalmayacak adamın, boşlukta kalması lazım. Putsuz insana dini anlatmak daha kolaydır. O zaman iman hakikatlerini anlattığınızda, Kuran’ın Mucizelerini anlattığınızda çok çok etkili olur. Kuran Mucizeleri isminde benim eserim var, ondan istifade edebilirler. Yine harunyahya.net, harunyahya.org’a girip oradan birçok eser indirebilirler, onlarla çok güzel hizmet edebilirler.
SUNUCU: Mehdi’nin sancaktarı, sakalı az, rengi sarı, küçük bir genç olacaktır şeklinde bir hadis var, bu genç Hz. Mehdi’nin kumandanı mıdır nasıl bir insandır? Selahattin Yegül, Elaziz’den.
ADNAN OKTAR: Mehdi zuhur ettiğinde onu da görürüz, yani onu anlarız. Ama şu an ben Mehdi’yi görmediğim için, böyle bir kişiyi de bilemem şu an inşaAllah.
SUNUCU: Evet sohbetlerinizi sürekli takip etmeye çalışıyorum. Sizin şeytanın dini romantizm kitabınızı ve ilgili birkaç makalenizi okudum ve romantik tavırların ve duygusal yaklaşımların, yönetenleri bile nasıl etkileyeceğini fark ettim. Zaman zaman kitle psikolojisine dahi götüren bu duygusal yaklaşımlardan tamamen uzaklaşmak için ne yapmak lazım diyor, Ali Cebeci sormuş. Cebeci bizde de var ama bilmiyorum bizim Cebecilerden mi.
ADNAN OKTAR: Bir kere romantiklik olayın kendisi komik zaten. Bir insanın tiyatro sanatçısı gibi poz yapması, oyun oynaması, gerçek yüzünü gizleyip, tamamen yapmacık mimikler ve yüz ifadesiyle, üslupla ve konuşmayla, bir tiyatro sahnesinde bir oyun sergiler gibi yaşaması, hem komik hem çok zorlu hem de bir azaptır. Öyle bir insanla konuşmak da çok zordur. Ki insanların bayağı bir kısmının ben yapmacık olduğunu görüyorum. Yani akıllı bir insan yapmacıklıktan şiddetle kaçınıp, yapmacık bir insanı seyretmek, onunla konuşmak yani çok rahatsız edici bir şeydir.
SUNUCU: Zulüm gibi bir şey.
ADNAN OKTAR: Tabi. Dürüst, samimi, çok akıllı, tam kendi olan insanla konuşmak güzeldir, onunla muhatap olmak çok güzeldir. Mesela kadınlarda da bazen erkeklere karşı öyle tavırlar oluyor, erkeklerde de kadınlara karşı yapmacık tavırlar oluyor. Mesela koskoca delikanlı kadın gibi ağlıyor, yani anormal hareketler yapıyor, duygusal konuşmalar yapıyor, bu kadını çok kızdırır, çok rahatsız eder. Kadının da yapmacıklığı, sevmediği halde seviyor görünmesi, bazen öyle zengin birisini gördüğünde bir genci, işte eli yüzü de düzgünse, arabası da varsa, birden çarpıldığını, hayatta ilk defa böyle bir şeyle karşılaştığını, daha önce böyle bir şeyi hiç hissetmediğini söyleyerek o garibimi öyle kandırarak yani bir süre sonra tam istediği çizgiye kadar getirebiliyor.
SUNUCU: Münafıklık demeyeceğim de yani böyle tuhaf, aslında hocam sevgi, çok özür dilerim, çok kutsal bir kavram, aşk çok kutsal bir kavram, bizim günümüzde de bakıyoruz, her yerde buna benzer şeyler oluyor, her alanda, özellikle medyada. İşte eski aşkı, yeni aşkı, aşk öyle çok da basit, kolay, bakkaldan, marketten, reyondan seç seç al niteliğinde de bir kavram değil. Ama görüyoruz, çok rastlıyoruz, çok kolay kirletilen bir kelime haline geldi, aslında bir duygudur bu, aşk Muhammet’tir yani açıkçası. Ondan gelenler bizim üzerimizde olanlardır. Nasıl hocam bu kadar kolay kirletilmesi yani doğru buluyor musunuz açıkçası?
ADNAN OKTAR: Yani bir gerçek çiçek vardır, mesela gerçek bir menekşe vardır, bir de plastik menekşe vardır, satılır, plastikten yapılmış. Şimdi sahtelerini insanlar kullanıyorlar bayağı bir yerde. Yani o menekşenin taklidini yapmaya çalışıyor, mesela aşkın taklidini yapmaya çalışıyor, aşık tarzında bir tiyatro sanatçısı gibi bir şeyler yapmaya çalışıyor, ama kastettiği insan bunu hemen anlıyor, yani niçin seviyorsun dediğinde arabası için, evi için ve tipi için diyor. E orada zaten aşk diye bir şey kalmadığı açık belli, çünkü adamın tipi gittiğinde, tipine bir şey olduğunda ondan nefret edeceği ve hemen kaçacağı belli. Parasının gitmesi durumunda da ondan kaçacağı belli, arabasının gitmesi durumunda da ondan kaçacağı belli. E o zaman bu oyuna ne gerek var, ama işte bazı zavallı insanları öyle kandırıyorlar, o da inanıyor hakkaten, bilinç altında insanlar, hani derler insan kendini beğenmezse çatlar ölür derler halk arasında öyle bir şey vardır. Yani o garibim şaşırıyor, kendisinin keşfedilmesine, gizli bir hazine olduğuna inanıyor, ama bir gün birisinin kendisini keşfedeceğini zannediyor. İşte o kurnaz olan kişi de onu hissediyor ve yakalıyor, onu zayıf damarından yakalıyor, onun olağanüstü olduğunu, yani şu ana kadar onu kimsenin görememesine şaşırdığını, ve bunun onun için çok önemli olduğunu, ilk defa onu kendinin keşfettiğini söylüyor, o da adeta hipnotize oluyor tabi o ne derse artık adeta bir seme oluyor yani o ne derse onu yapmaya başlıyor, her yönden onu kullanacak hale getiriyor. Bazen öyle kurnaz kadınlar oluyor, onu tam anlamıyla sarıyor böyle, hatta bazen ailesini de kullanırlar böyle şeylerde, organize olarak hareket ederler. O zavallı çocuğu tam anlamıyla böyle bir
SUNUCU: Esir alıyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet esir alıyorlar, bazen de böyle o tarzda tam zıttı olan erkeklerde de oluyor. Mesela kadına, kıza söylüyor, kız zengin oluyor ama çocukçağız yani tip olarak ta çirkin oluyor. Çok vardır görülen, hatta geçenlerde de öyle, ünlü bir zenginin kızı var, kızcağız yaratılıştan hakkaten çirkin, Allah öyle yaratmış, ama bir kültürel yönü, bir kişiliği de yok dikkat çekecek. Ama tek yönü zenginliği, akıl almaz üsluplarla basına çıktı bu kişi, yani ondan çok etkilendiğini, ilk defa aşkı tattığını söyledi. Herkes bıyık altından gülüyordu, belli yalan olduğu. Ama işte kendince onu kandıracak ve bir süre sonra maddi varlığına ulaşacak şekilde bir plan yapmış anlaşılan, bunlar çok çirkindir, çok aşağılayıcı, bir insana yakışmaz. Ama mesela o kızın hakikaten çok güzel takva olsa, güzel ahlaklı olsa, tipi de vasat olsa, Allah o insana onu çok çok güzel gösterir, çünkü insana o zaman bir heybet gelir, yani hayret edilecek bir güç meydana gelir, yani vasat güzel olağanüstü güzele dönüşür o zaman. Çünkü akıl insanı güzelleştirir, tutku insanı güzelleştirir. İnsanın ruhundaki o derin güç ortaya çıkar, o derin güç çıkmadıktan sonra yani kasaptaki et gibi durur. Yani hiçbir şey olmaz, sığırı da kesiyorlar, hayvan koskoca dev bir sığır, çengele asıyorlar, duruyor, aynı et olur, hiçbir farkı olmaz. İnsan aklıyla, takvasıyla, Allah’a olan sevgisiyle insani derinlikleri geliştirebilir ve Allah’ın kendinde gizlediği o büyük gücü ortaya çıkarabilir. Ve bu mucize olarak ortaya çıkar, ben buna işte bir nevi 6. his diyorum. Çünkü bunu yaşamayanın bileceği bir şey değildir, insanlar birbirlerini severken samimi olmaya ve gerçek aklı aramaya, doğal insanı aramaya yönelmeleri gerekir.
SUNUCU: Hocam zaten nefis yaman bir bela, asıl cihadın da efendimiz nefislerle olan cihat olduğunu da söylemiş. Hakikaten bizim günümüzde de dediğiniz gibi aslında verilen işaret çok önemli bir işaret hocam ben en azından öyle anladım, kendi adıma, kendi nefsime. Medyamızda olsun, insanlara sunulan, insanlara empoze edilen ya da enjekte edilen unsurlar belli, bizle hiç alakası olmayan, toplumla, ya da kamuoyu vicdanıyla zerre kadar alakası olmayan şeyler izliyoruz, görüyoruz. Şu anda biz sohbet ediyoruz, kelam burada Allah kelamı, konuşulan bunun ötesinde de pek böyle dünyevi ya da nefsani şeyler söz konusu değil. Ama baktığımızda kimin nereden ne yaptığı, kimin nerede, nasıl yaşadığı, işte saçının boyası, işte ayakkabısının rengi ya da arabası ya da gayri meşruluklarla dolu bir sistem. Zannederim bu da Yahudiliğin, masonluğun ya da insanların ya da inanışın güçlenmesinin karşısındaki bir yaptırım desek?
ADNAN OKTAR: Yani şöyle işin doğrusu dünyada dev bir tiyatro sergileniyor. Büyük bir bölümünde. Birçok tiyatronun oyuncusu var. Karşılıklı bir çok oyun oynanıyorlar. Bu doğru değil. İşte bu ahir zamanda mehdi devrinde bu tiyatronun perdesi kapanacak ve insanlar artık gerçek insan olacaklar, gerçek sevgiyle yaklaşacaklar, gerçek aklı ortaya çıkaracaklar, gerçek yüzlerini gösterecekler. Artık maskeler kalkacak. İnsanlar maskeyle geziyor büyük bölümü maskeyle geziyor. Bu maskeler kalkacak. Maskelerden dolayı da insanlar mutlu değil ben dışarı çıktığımda insanların birçoğunun yüzünü güler göremiyorum mutlu göremiyorum. Çünkü maskeyle karşılaşıyor. Gerçek insan, insanın hoşuna gider. Gerçek yüz, insanın hoşuna gider. Maske insanı çok rahatsız eder. Yapmacıklık insanı çok rahatsız eder.
SUNUCU: Olduğu gibi olmak hocam. Yani bunun başka bir açıklaması olmamalı anladığım kadarıyla.
ADNAN OKTAR: Tabi ki.
SUNUCU: Hocam gene muhabbetin sonuna geldik. Hakikaten her şey den önce ben izleyenler adına bir teşekkür etmem gerekiyor. Ben sohbetin çok keyifli olduğuna inanıyorum.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
SUNUCU: Öyle düşünüyorum. Bilemiyorum izleyicilerimiz mutlaka ki bunca mesaj geldiğine göre bu da çok ciddi bir ölçü. En azından biz gerek televizyonda, gerek internet sitesine tekrarına baktığımızda oradaki izlenme oranlarına falan görüyoruz. Hakikaten çok ciddi bir teveccüh var.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah
SUNUCU: Bu anlamda ben en azından kendi adıma hakikaten teşekkür ediyorum. Son bir soruyla isterseniz toparlayalım hocam.” Hocam cennete gidersek inşaAllah Hazreti Hızır ve mümin cinleri de görebilecek miyiz? Yoksa buradaki gibi ayrı yerlerde mi olacaklar? Saygılarımla.” Hazal Ülker İstanbul’dan soruyu bu soruyor Hocam
ADNAN OKTAR: Tabi, artık cinlerin gizli kalmasının bir anlamı kalmıyor. Çünkü Hz. Süleyman zamanında da görünür hale gelmişlerdi. Görünür olarak hizmet ettiler. Şeytanlara hatta hizmet ettirdi Hazreti Süleyman. Çünkü şeytan müthiş zeki ve çok kültürlüdür. Onun bilgisinden çok istifa etti Hz. Süleyman. Onu kullandı. Teknolojide bilimde birçok şeyde onu kullandı. Tabi ki ahirette cinler inşaAllah görünecekler, mümin cinler.
SUNUCU: Şeytanın evveliyatı zaten bir melek.
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah şeytan cehennemdedir. Yani İnsanları da cehenneme götürmekle mükelleftir o zaten. Onun görevi de odur. Tabi ki Hızır’ı da göreceğiz. Hızır çok nurlu, çok efendi, çok akıllı, çok çok çok mükemmel bir insan adeta melek gibi bir insan. İnşaAllah onu ahirette de göreceğiz. Ama dünyada da hiç görmeyiz diye de bir şey yok onu söyleyeyim. Görenler görecektir. İnşaAllah.
SUNUCU: Pekala Hocam çok teşekkür ederiyoruz. Tekrar bir başka programla görünceye kadar
ADNAN OKTAR: İnşaAllah
SUNUCU: …diyoruz. Ama bu arada bir mesaj varsa izleyicilerimize dostlarımıza. Çünkü sadece burada iki saat süre ile sınırlı değil bu program
ADNAN OKTAR: Allah Razı Olsun
SUNUCU: İyi biliyoruz ki bu program defalarca biraz önce de söylediğimiz gibi harunyahya.tv’de de izlenecek, bakılacak. Eminim mesaj bekliyorlar ekran başındaki dostlarımız.
ADNAN OKTAR: Çok önemli bir döneme girdik. İvme hızlandı, olaylar hızlandı. Aman birbirimize kilitlenelim. Kardeşliğimizi pekiştirelim. Alevi sunni, sağcı solcu sakın sakın böyle şeyler yapmayalım. Herkesi Allah bir fıtrat üzerine yaratır. Ama İslam’ın sıcak kucaklayıcılığı herkesi saracaktır inşaAllah. Herkes bundan emin olsun. Türk İslam birliği için çok candan herkes gayret etsin. Bu ivme gittikçe hızlanacak önümüzdeki günlerde. Vakit kaybetmeyelim. Türk İslam Birliği için daha hırslı daha kararlı olalım inşaAllah. Allah’a çok güvenelim, Allah’ı çok sevelim, Allah’tan çok korkalım. Çok samimi olarak ama inşaAllah
SUNUCU: EyvaAllah hocam. Evet değerli dostlar hakikaten dünyada her an her şey olabilir. Bir ikiz kulelerin Amerika’nın başına neler açtığı görüyorsunuz. Belki bunu hayal etmek bile zordu. Buna benzer bir sürü sürprizler, sürpriz demeyelim artık belki hocamın dediği gibi o ivmeler yada o taşlar takır takır yerine oturacak diye düşünüyoruz.
Evet bir başka sohbette tekrar buluşuncaya kadar hoşça kalın, dostça kalın. Allah’a emanet olun. Mevlam yar ve yardımcınız olsun. Rabbim sizi hep güzel insanlarla karşılaştırsın.